Fotoğraf Galerisi
Messier 20 ve 8
M20-8
Tüm Fotoğraflar

Anket
Günün Sorusu
Sizce Ufo'lar Gerçek mi
 
   
Sayaç
Online : 182
Toplam : 182
Ziyaretçi
 

Andromeda'dan Gelen Ufo

Atalarımız Uzaydan Gelmişlerdi...

Karşılaşmalarımızın birinde LYA bana, "Kendi kendini yok eden büyük bir ırktan geliyorsunuz," demişti. Gökyüzüne bakarak belirsiz bir noktayı göstermişti aynı anda da:

"Atalarınızın bu gezegende doğmadıklarını size daha önce de söylemiştim. Çok zaman önce, yine bu galakside, Sion'un ötesinde bulunan çok önemli bir dünyada yaşarlardı. Bu insanlar hemen hemen kusursuzdular. Fiziksel olarak en üstün, ruhsal olarak ise sakin ve spiritüel değerlere yatkındılar. Soyluydular. Bilim adamları sınırsız bilgiye sahipti ve Evren'in sırlarının büyük bir bölümünü çözmüşlerdi. Ama bir zaman sonra, kendini beğenmişlik ve güç kazanma isteğiyle, Evren'i zaptetmeye heveslendiler. Kendileriyle sının olan öteki kolonilerden üstün olmak istiyorlardı. Şan, şeref ve zafer peşindeydiler. Her şey böyle başladı. İnsanoğlu, senin-benim çatışmasına girince her şey güçleşti, böylece düşüş başlamış oldu. Bu devirde -ki ancak dairesel devre ölçüsüyle ölçülebilen bir zamandır- bir ulus diğeriyle sürtüşmeye başladı. Atalarınız ‘ise, iki ulusa birden müdahele etmeye başladılar. Öyle güçlü silahları vardı ki, bir sistemi, ne denli güçlü olursa olsun, ortadan kaldırabilirlerdi. Yenilgiye uğrayanların yardımına başka uluslar koştular. Böylece hatırlanabilecek en büyük çatışma başladı. Kullanılan silahlar, insan ırkına çok büyük zararlar verdi. Sağ kalanların çocuklarında akıl bozuklukları baş gösterdi; bedensel ve ruhsal dengeleri bozuldu, Size daha önce de söylediğim gibi, çok uzun ve ayrıntılı incelemeler sonucunda, DNA'larının önemli ölçüde mutasyona uğradığı anlaşıldı; Bu çalışmaları sürdüren bilim adanılan, kendi ırklarına da zarar vermeden bu savaşı sürdürmenin mümkün olmadığı gerçeğini sonunda anladılar. Bildiğiniz gibi, dioksiri-bonükleik asit, ait olduğu kişinin, doğuştan itibaren taşıdığı bazı kişilik özelliklerini kaydeder. Asıl sorun, DNA’ntn ağır bir biçimde etkilenip etkilenmediğiydi. Eğer bu ırk, yani sizin ırkınız, bölgede kalarak, bu zararlı radyoaktif ışınlara maruz kalmayı sürdürecek olursa, birkaç kuşak sonra yok olacaktı. Bunun üzerine, kendilerinden üstün bir uygarlığın yardımını istemeye karar verdiler. İnsan, hızla ölüyordu-. Bizim arkadaşlarımız da, bu radyasyonlara uzun süre maruz kalmak istemiyorlardı. Sonunda yardım geldi ama, kalanları tahliye etmeye başlayabildikleri zaman, bilim adamları, bilge kişiler ve üstün zekâlılar çoktan ölmüşlerdi. Bu yardım operasyonunu sürdüren üstün ırk mensuplan, insan ırkının bu koşullara fazla dayanamayacağını bildirdiler. Atalarınız, tahrip etme içgüdülerini mutlaka frenlemek zorundaydılar. Çünkü, bu -içgüdünün onlara, gelecekte de aynı kötü koşulları yaratması, büyük bir olasılıktı. Açıklayayım... Maruz kaldığınız patlama, beyindeki sinir hücrelerinden bazılarını tahrip etmişti. Böyieîeri aşırı sinirli hatta deli ! arlar ve şiddet göstermeye son derece yatkındırlar. Bu davranış biçimlerini freniemeK şarttı. Dana ustun uygarlıkların mensupları onları yargıladılar ve insanoğlunun bilgi edinme, hatta yaşama hakkını bile yitirdiğine karar verdiler. Böylece, üstün ırkın bilim adamları, binlerce yıl boyunca biriktirilmiş olan, insan ırkının yaşamını sürdürebilmesi ve üstünlük sağlayabilmesi için gerekli olan bilgi hâzinelerini yok ettiler. Zamanın akışı içinde insanoğlu, hiçbir zaman iyi ile kötü arasında bir denge kurmayı beceremedi. Bu, üstün uygarlıklar tarafından saptandı. İşte, insanoğlu böylece Evren’deki yerini yitirdi. Yine de bu sonsuz hırs, bu güçlü olma arzusu ve buna benzer duygular, onun zihninin derinliklerinde çakılı kaldı. En azından, kendilerinden gizlenmiş bilgilere erişerek, onların vereceği gücü kazanmak isteyenlerin zihninde... Bu geçmişleri ve DNA'larının uğradığı değişiklik yüzünden, bu ırklar, sınırlı bir düşünme yeteneğine sahipler. Kuşaklar boyunca ısrarla uğraşır ve mirasınız olan bilgilere erişebilirseniz, hayatın sırrına da erişirsiniz. Siz, hayatın sırrına, ölümün sırrını çözerek erişmek istiyorsunuz. Atomu keşfettiğinizde, sadece onun yok edici gücünü gördünüz, hayatın kaynağını değil... Bu, insanoğlunun cezasıdır; kendi kendisini yok etmek... çünkü, ölüme olan eğiliminiz, hayata olan eğiliminizden daha güçlü... DNA'nızdan kaynaklanıyor bu ve sizin zaman birimlerinize göre, daha yüzyıllarca sürecek. Bazı özelliklerini koruyabilmiş olan insanlar, dünyanızda yetenekleri ile sivrilirler. Sanatçılar, viyolonistler, yazar; lar, papazlar ve bilim adamları gibi... Böylece, bilim alanında büyük aşamalar kaydetmeye başladınız. İçinizdeki DNA'larınız, sanki arada bir çakan bir ışık gibi, parlak geçmişlerini "hatırlıyorlar." Daha az etkilenen bazı kısımlar, kuşaklar değiştikçe önem kazanacak."

O halde Irkımız çökecek mi? diye sordum.

Doğru söylediniz profesör! Hala, çok saf oldukları ve oldukça az bilgileri olduğu için, az etkilenen varlıklar var. Bunlara Nordic (İskandinav, Kuzeyli) ırklar deniyor. Siyahlar, kırmızı ve sarı derililer ayrı bir kaynaktan geliyorlar."

"Ben de mi acaba Nordic ırktan geliyorum?" dedim. Gerçekten şaşırmıştım, çünkü, beyaz derili olmadığım gibi, daha çok kırmızı ırktan bile sayılabilirim.

"Sizin atalarınız o ırktandı. Daha sonra Avrupa'da ilerleyip, Pirenelere doğru gittiler, güneydeki ülkelere yayıldılar; hatta Amerika'ya bile gittiler. Tabii, başka bir faktör de, insan zihni üzerinde uyarıcı etki yapan, büyük manyetik bulutların gelmesidir. Unutmayın ki, enerji bir uyarıcıdır, zaman tünelinden geçen ışıklar gibi, insan zihninde şimşekler çaktırır. Bu nedenlerden dolayı, çağınız, bilimin Bu derece gelişmesine tanık oluyor. Saf ırklardan gelen parlak zihinler, genlerindeki DNA'nın gelişmesi sonucu, yadsınamayacak şekilde, Dünya dışından gelen bilgileri alıyorlar. Onlar, kendilerine sağlayacağı gücü düşünerek, bu ^ilgilere doğru çekildiler ve yeni bir çevre meydana getirdiler. Kuşkusuz size de, atalarınızdan, tedavi edilemeyen, yok etme hastalığı miras kaldı. İnsan ırkı, yüzyıllar boyu varolma savaşı verdikten ve çok zor iklim şartlarına rağmen çabalayarak neslini çoğalttıktan sonra, başladığı noktaya döndü."

"Niçin çekip gittiler? Bu ırkların yaşamasına niçin izin verdiler? Bu üstün varlıklar, niçin dejenere olmuş bir ırkı kurtarmayı önerdiler?”

"Bu, Evren deki tüm ırkların bildiği ve uymak zorunda oldukları bir yasadır. Nereden başladığı bilinmeyen bir kavramdır. Bu kavramın esası, yaşama hakkıdır; evrensel notalara uyarak titreşme hakkıdır...Ülkenizde, bir diğerine, her yönden eş olan tek uir varlık bile yoktur.Çünkü hepimiz eşsiz varlıklarız. Ve biz, bir toplum olarak, sırf uyumsuz olduğu için hiçbir varlığı reddedemeyız. Gereksıneniere yardım- etmekten kaçınırsak, kendi uygarlığımızı küçük düşürürüz."

İyi ama, eğer insanoğlu kendi kendini yok etmeye mahkumsa, neden yaşamaya devam etsin?"

"Sizin kuşağınızdan pek çok kişi aynı soruyu soruyor. 'Niçin yaşamalı ?' Öte yandan pek çoğu da kendi kendilerine, 'Neden olmasın?' diye soruyor. Evrenin bttün uygarlıklarına, galaksilere dağılmış bütün canlı türlerine vaat edilmiş sihirli kavram, neslin sürdürülmesi... işte, işin sırrı buradadır. Siz, bütün yaşamış bulunan bütün atalarınız, tek tek bu gerçeği anlamış bulunsalardı, insan ırkı çok gelişebilirdi, ama öyle olmadı. Bütün ırkların müşterek mirası bilgidir... Sürprizlerle dolu bir kutuda yaşarmış gibi, her gün, büyüleyici ve yeni bir şey keşfetmektir, sonsuza dek. Varlığınızın başlangıcında maruz kaldığınız kimyasal değişikliklerin araştırılması sürüyor. Şimdilik bir sonuç alınamadı. Bu araştırmaların amacı, şiddete olan eğiliminizin nedenini bulmak. Bu yok etme güdüsüne daima uydurma nedenler buluyorsunuz; böylece, şiddet gösterilerinize sanki özür arıyorsunuz, insanoğlunun kendi hayatını karmakarışık etmesinden bu yana ne kadar zaman geçtiğine gelince... İnsan hayatının organik düzeyinde meydana gelen değişikliklere neyin sebep olduğunu belli belirsiz duyabiliyorum. Beni anladığınız için size söyleyebilirim; inanıyorum ki insan, içindeki canavarı, atalarından kalıtımla alıyor, ömrü boyunca hem onunla savaşıyor hem de onunla uyuyor, yemek yiyor, seviyor -eğer bu mümkünse- varoluyor ve sonunda ölüyor. Bu canavar zaman-mekân İkilisinde var olan bir şey değil, ölüm de ona bir engel oluşturmuyor."

"Bu kuramsal canavar, sonunda insanı yenecek mi?"

"Şimdiye dek pek çok kez yendi. İnsanoğlunun varlığında öylesine güçlü bir yeri var ki... Bu canavar haset, kıskançlık ve nefreti doğuruyor. Biz hayata ne kadar katkımızı sunsak da, çocuklarınız bu kalıtımsal kusurla doğuyorlar.Bütün olumsuz eğilimler sanki onda toplanmış. Irkınızın, varolmaya karşı olan korkunç isteği, onu korkuları ile savaşmaya itiyor. Bunlar, çoğu kez temeli olmayan korkulardır. Zihninizin, hepsini zaptu rapt altına almaya olanak bulunmayan labirentlerinde doğuyorlar. Zihninizde, çok derinlere yerleşmiş, çok güçlü bir arzu var; o da, başka türlere örnek oluşturacak kusursuz kuşaklar yetiştirmek.Yalnızca gelecek kuşağı varatmak değil, ona üstün ırkın özelliklerini de vermek istiyorsunuz."

"Hepsi bu kadar mı?"

"Hayır. İnsanoğlu, başka uygarlıklara göstermek istediğinden daha karmaşıktır. Şimdilik hedefi, başka uygarlıkların da yardımı ile, DNA sının uğradığı zararı ortadan kaldıracak ve ona eski kusursuzluğunu geri verebilecek panzehiri (sözün gelişi) buluncaya dek, neslini sürdürebilmektir. Çünkü, inanmasınız da, size aptalca gelse de, insanoğlu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan bir ırktır."

"İnsanlığı kurtarmaya gelecekler mi?"

"Evet, üstün uygarlıkların en büyük sorumluluğu, böyle toplumlar] kurtarmaktır. Onlar da hayat karşıtının -şimdiden yıkıcı olmaya başlayan- etkileri ile karşı karşıya kaldılar. Yapabileceğiniz hiçbir şey yok; yalnızca varolan dengenin uyumunu bozmamak koşuluyla, hayatta kalmak için savaşabilirsiniz. Eğer, yapınızdaki bazı şeyler, geri döndürülmesıne olanak bulunmayacak şekilde mutasyona uğramışsa, iyileşebilmeniz daha da zor olacak. Belki, bizim üstün uygarlığımız bunu başarabilir. Eğer başarabilirsek, yeniden yeşil tarlalarda ve mavi gökler altında, sadece biriniz değil hepiniz kurtulur ve ışığa kavuştuğunuzu görebilirsiniz."



(UFO'larıyla dünyamızı ziyaret eden varlıklar 1972 yılında, bir üniversite profesörü, immünoloji araştırmacısı ve Meksika Atom Enerjisi Komisyonunun önde gelen üyesi olan dünyaca ünlü MeksikalI bir bilim adamıyla temas kurdular.PROF .R.F. HERNANDEZ .Temasçı, genç ve güzel bir kadın görünümündeydi. Kadın, Andromeda Takımyıldızımdaki INXTRIA gezegeninden geldiğini söylüyordu. Bu varlık, profesörle çok önemli bilimsel ve sosyolojik sorunları tartıştı ve ona son derece önemli bilgiler verdi; profesörü uzay gemisine götürerek dünyamızla ilgili çok ilginç şeyler gösterdi. Profesör, kendisini sabırla ve metodik olarak dûnyadışı bilimler konusunda eğiten bu kadım zaman içinde çok iyi tanıdı. Kadın, profesörü birkaç kez, gemisiyle, başka dünyadışı varlıkların da katıldığı yolculuklara götürdü. Ona, kendimize ve gezegenimize neler yaptığımızı gösterdi. Eğer kısa zaman zarfında kontrol altına alamazsak, bu yaptıklarımız, insan neslinin evrimini, hatta insanoğlunun kendisini yok etmek üzereydi. Ve belki de şimdiden geç kalmıştık...)

 
Eklenme Tarihi : 11.01.2015 16:41:21
Okunma Sayısı : 2637

Yorumlar

Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Yorumunuz