Fotoğraf Galerisi
Andromeda Galaksi
Andromeda Galaksi
Tüm Fotoğraflar

Anket
Günün Sorusu
Sizce Ufo'lar Gerçek mi
 
   
Sayaç
Online : 54
Toplam : 82
Ziyaretçi
 

AY Bölüm 2

Esrarengiz uydumuz Ay,gökyüzündeki o tuhaf ya­bancı dünya, insanlık bildi bileli başlarımızın üzerinde asılı durmaktadır. Bütün bu süre boyunca da insanlığı hayal kırıklığına uğratan, çözülmemiş bir bilmece ve insanlığın aklından bir türlü çıkmayan yegane büyük muamma olarak kalmıştır.

 

Bu göksel kürenin Dünya’nın en ileri zihinlerini böylesine şaşırtması oldukça ilginçtir. Önceleri gözle­rimizle,sonra da teleskoplarla körlemesine araştırmaya çalıştığımız bu acaip dünyayı düşünmeye başladığı­mızdan beridir, etüd etmekteyiz. Daha sonraları ise rad­yove radarın sağladığı takatsiz araştırma sondalarını kullanmaya başladık. En sonunda da Uzay Çağının gel­mesiyle birlikte Ay’ı uzay araçlarının üzerine yerleşti­rilmiş kameraların gözleriyle taramaya başladık.

 

 Ya­kın plândan çekilmiş binlerce fotoğrafa rağmen, bilim adamları Ay’ın gerçek yapısını ya da nereden geldiğini tespit edemediler.Ay’ın kökeni ve mahiyeti hakkında hâlâ daha kendilerinden emin değildiler.

 

En nihayet, insanın kendisi Ay’ın yüzeyini bizzat araştırmaya başladığında dahi, ayaklarının altındaki Ay, bir esrar ve açıklanamayan bir muamma olarak kal­dı. Aslında, bilim adamları Ay’ı ne kadar etüd ederler ve Ay hakkında ne kadar çok şey öğrenirlerse, Ay da o kadar büyük bir esrar haline geliyor gibidir. Yüzyıllar­dan beridir Ay’ın yüzeyinde gözlemlenegelen sayısız tu­haf olayı hâlâ daha açıklayamadıkları gibi, astronotların Ay’ın üzerinde ve çevresinde dünya - dışı bir faali­yetin mevcudiyetiyle karşılaşmalarını anlayamamakta­dırlar. Bilim adamlarının kendileri de, Ay’ın göründüğü gibi olmayıp, tümü doğal olmayan bir dünya olabile­ceğini ima eden,şaşırtıcı ve hayrete düşürücü bilimsel hususlar ortaya koymaya devam etmektedirler.


Sovyetler Birliği ile  Amerika Birleşik Devletleri, Ay için birbirleriyle yarış ederlerken, başlangıçta, sanki Sovyetler kazanacakmış gibi görünüyordu. Aslında, el­lilerin sonlarında, Ruslar’ın uzaya insan göndermele­rine karşılık Amerikalılar ancak portakal büyüklüğün­de uydular fırlatırlarken,Amerika’nın en önde gelen uzay uzmanlarından Dr. Wernher von Braun’la ) rö­portaj yapan bir gazeteci kendisine, Ay’a giden Ame­rikalı bilim adamlarının orada ne bulacakları hakkındaki düşüncesini sormuştu. V - 2’nin babası olan Alman asıllı roket uzmanı da tek bir kelimeyle karşılık vermiş­ti: «Ruslar’ı!»


Fakat, başkaları, Amerikalılar’ın daha başka bir şey bulacağı düşüncesindeydiler.  Elliler ile altmışlar bo­yunca, gökyüzündeki tuhaf objelerle ilgili gözlemler ra­por edilmişti. Adına önceleri «UçanDaireler», sonradan da «UFO’lar denilen bu objeler, planetimize dünya-dışı ziyaretçiler taşıyan uzay gemileri oldukları hakkında bazı gözlemcileri ikna etmiş bulunuyorlardı. Gerçekten de UFO konusuna eğilen birçok yazar, bu objelerin ope­rasyonları için Ay’ı bir üs olarak kullandıklarını düşü­nüyordu.

Böyle bir düşünceye varılmasının sebebi, Ay’ın yü­zeyinde tuhaf şeylerin gözlemlenmekte olmasıydı. En objektif bilim adamları dahi komşumuz Ay’ın üzerinde ve çevresinde açıklanamayan olayların meydana geldi­ğini kabul etmeye mecbur oluyorlardı. Her şeye rağmen,günümüzün birçok astronomu, Ay’ı, yaşamı barındıra­cak bir atmosferi olmayan,üzerindeki hiçbir şeyin hiç­bir zaman, binlerce ya da hatta milyonlarca yıllık süre­ler boyunca değişmediği, tamamıyla ölü bir planet ola­rak mütalaa ediyorlardı. Yine de, Ay’ın üzerinde birçok değişiklikler oluşmaktaydı.

 

New York’ta çıkan Herald Tribune gazetesinin bi­lim editörü John J. O’Neill, 29 Temmuz 1953 tarihinde, geceleyin teleskopuyla Ay’ı incelerken müthiş birşey keşfetti. O’Neill önce gözlerine inanamamıştı. Bu bir göz aldanması olmalıydı. Teleskopuyla Ay’ın bu bölgesini daha önce incelemiş ve hiçbir şey farketmemişti. Aynı bölgenin birçok profesyonel astronom tarafından daha önce yüzlerce, hatta binlerce kez gözlemlenmiş olduğu­nu ve kendisinin o anda gördüğü türden tuhaf bir ya­pıdan hiç söz edilmediğini de biliyordu.


Fakat, Ay’ın Crisium Denizi bölgesinin üzerinde 20 km. kadar uzanan  O tuhaf «köprü» işte orada,gördüğünü dikkatlice bir kez daha kontrol eden O’Neill’in gözleri önündeydi.


O’Neill, Ay ve Planet Gözlemleyicileri Derneği’ne (Association of Lunar and Planetary Observers)sundu­ğu bir raporda açıkladığı bu keşfinden «devasa bir do­ğal köprü» diye bahsediyordu. Ancak, birçok bilimsel gözlemleyicinin ve hatta O’Neill’in kendisinin bildikleri üzere, söz konusu yapının ani tezahürü, bu yapının gerçekten doğal olup olmadığı hakkında ciddi kuşkular yaratıyordu.

 

Beklenebileceği gibi, kısa bir süre sonra, O’Neill’in Ay’ın üzerinde böyle bir yapıyı gerçekten görmüş olma­sından kuşkulanan bazı şüpheci astronomlar O’Neill’e karşı saldırıya geçtiler. İşte o zaman, birçoklarınca o günlerin bir numaralı Ay uzmanı sayılan İngiliz astro­nomu H. Percival Wilkins, bu devasa köprüyü kendisi­nin de gördüğünü açıkladı.Wilkins, sözkonusu köprüyü 17 Ocak 1954’de, California’daki, dünyanın en büyük merceklerinden biri olan Mount Wilson teleskobunu kullanarak görmüştü.

 Wilkins, «Ay’ımız» (Our Moon, London,Frederick Muller Ltd., 1954) adlı kitabında bu yapıyı, «Ay’ın üzerindeki en şaşırtıcı, esrarengiz ve ya­pay görünüşlü şekillerden biri,» diye tarif ediyordu.

Bunu izleyen aylarda, İngilizAstronomi Derneği’nin (British Astronomical Association) önde gelen üye­lerinden biri olan Patrick Moore gibi diğer bazı astro­nomlar da adına Crisium Denizidenilen Ay düzlükle­rindeki dağlar arasında uzanan bu köprü benzeri yapı­yı gördüklerini rapor ettiler.

Bu ürkütücü yapıyı gözlemleyenbazı astronomlar yapının altından süzülen güneş ışınlarını görebildiklerinidahi iddia ediyorlardı. Wilkins ve Moore gibi astronom­lar, esrarengiz köprühakkında ciddi kuşkuları bulun­masına rağmen, bu yapıyı «doğal» olarak mütalaaet­tiklerini ileri sürdüler. Her halükarda, Wilkins, bu göz­lem karşısındaki şaşkınlığını kabul ediyordu. Kendisi de «bu alanı mükemmel teleskoplarla taramıştı» ve «böyle bir şeyin olabileceğinden kuşkulanmamıştım dahi,» di­yordu.

 

Hepsi de işinin ehli olan bu astronomların yanılmış olmaları mümkün müdür? Bazı kimselerin, hatta meslekdaşlarından bazılarının kendilerine yönelttiği bir suç­lamaydı bu. Fakat, astronom Wilkins bu gözlemi ve «tecrübeli gözlemciler, yani çok uzun bir süredir Ay’ı gözlemlemekte oldukları için kolayca yanılamayacak olan kimseler tarafından Ay’ın üzerinde görülen diğer tuhaf tezahürler»» ile ilgili raporları savunuyordu.

 

 

Wilkins’in de ima ettiği gibi,meskûn olmadığı var­sayılan bu dünyanın yüzeyinde keşfedilenler sadece bun­danibaret değildi. Kendisi, 30 Mart 1950 tarihinde, 15 inç’lik (37,5 cm.) biraynalı teleskoptan bakarken, Ay’ın Aristarchus - Herodotus bölgesinde acaip birparıltı farketmişti. Tuhaf bir şekilde parıldayan oval biçimli bu ışık,«kraterin tabanı yakınında havada asılı duran bir tür parlak makine>> gibigörünüyor­du. Ayrıca, 12 Ağustos 1944’de sabahleyin, Plato Krateri’ninmerkezinin yakınında «son derece parlak bir yu­varlak ışık» lekesi gördüğünü derapor etmişti.

 

Bunlar, yapılan tek tük gözlemlerde değildi,işinin ehli olan birçok gözlemci tarafından görülen daha baş­kaışıklar da vardı. İngiliz Astronomi Derneği’nin Ay Bölümü’nün üyelerinden olanRudolph M. Lippert, 16 Ey­lül 1953 günü tuhaf bir parlama, sarımsı kavuniçirenk­te parıldayan esrarengiz bir ışık gördüğünü rapor et­mişti. Lippert bununsadece Ay’a çarpan bir meteor ola­bileceğini düşünmüştü.

 

Bir astronom olan John Greenacre,30 Ekim 1963 tarihinde, Arizona’daki Lowell Gözlemevi’nden, Ay’ın yü­zeyindeparıldamakta olan kırmızı bir ışık tespit etti. Greenacre’a göre, bu ışık öylesineşiddetliydi ki, sanki “büyük bir yakutun içine bakıyormuş” gibi oluyordu.

 

Geçen yüzyıllar boyunca, ölüsayılan bu dünya üze­rinde, yukardakilerin benzeri olan yüzlerce tuhaf ışık vediğer acaip olaylar gözlemlenmiş ve rapor edilmiştir. Gü­venilir bir tahminegöre, son iki yüzyıl içerisinde işinin ehli gözlemcilerce yapılan bu türgözlemlerin adedi 800’ü geçmektedir.

 

Yakın zamanlarda, astronomidergileri ile konuya ilişkin yazılar üzerinde yapılan bir inceleme sonucunda,400 yılı aşan bir süre boyunca bu türden tuhaf Ay olay­ları hakkında verilenyanlış 400 rapor ortaya çıkarılmış­tır. Bu dikkatli incelemeyigerçekleştirenler, Kuzey İr­landa'nın Armagh Planeteryumu’ndan Patrick Moore veArizona Üniversitesi, Ay ve Planetler Laboratuvarı’ndan Barbara M. Middlehurstgibi iki ünlü astronomdu. Bu araştırmalan hakkında Science (January 1967) dergisin­deyayımlanan yazılarında, “ilkgözlemcilerin hemen hep­si dürüst bilim adamları olarak tanınmışlardım diyor vekuşku götürür türden raporlan inceleme dışı tuttuk­larını belirtiyorlardı.”

 

Peki, gözlem sırasında hata yapmaihtimaline ne di­yelim? Moore ve Middlehurst, «ayrıntıları dikkatle kon­troletmiş» olmalarının ,«hata oranının yüksek olmama­sını sağladığı»inancındadırlar: «Muhtemelen doğru ol­mayan birkaç raporun dahil edilmesininaslında bulgula­rımızı etkilediğini sanmıyoruz.»

 

Bu ünlü astronomlar, ayrıca, butuhaf Ay gözlemle­rinin rastladığı mahalleri Ay haritası üzerinde işaretle­mişlerve başlıca üç alana düştüklerini keşfetmişlerdir: Denizlerin kıyısı çevresinceuzanan yerler (karanlık Ay düzlükleri), ışın kraterleri ve halka şeklindekidüzlükler (her iki yerin de karanlık ya da kısmen karanlık tabanları vardır):

 

Daha önce de değindiğimiz gibi,Patrick Moore, Crisium Denizi bölgesindeki o tuhaf köprüyü gözlemleyen birçokastronomdan biriydi. Ayrıca, bir başka gözlem sı­rasında, «bir renk fenomeni,Gassendi Krateri içerisin­de kırmızımsı parıltılar (30 Nisan — 1 Mayıs 1966»ola­rak tarif ettiği bir ışık gördüğünü de kabul etmektedir.

 

Moore’a göre, bu ışık <CP.Satory, T. Moseley ve başka göz­lemciler tarafından da onaylanmıştı.»

 

Bu gözlemlerden çoğuastronomlarca volkanik pat­lamalara ya da güneş ışığında gazların “flüoresan”gibi parıldamasına atfedilmiş olmalarına rağmen, Ay’ı ince­leyen birçok bilimadamı şaşkınlığını gizleyememektedir. Çoğunluk Ay’ın tamamıyla ölü bir dünyaolduğu ve volka­nik olarak pek faal olamayacağı kanısındaydı.

 

Işıklar da Ay’ın sert yüzeyalanlarına çarparak ani ışık parıldamalarına yol açan meteorlar olarakaçıklanıp geçiştirilemezlerdi. Çünkü, Moore Middlehurst etüdüne göre, gözlemlerortalama 20 dakika kadar sürüyordu. Kuşkusuz, birkaç tanesi bu şekildeaçıklanabilirdi. Fa­kat, hepsi ya da önemli bir bölümü böylesine zayıf biraçıklamayla pek geçiştirilebilecek gibi değildi.

 

Geçen birkaç yüzyılın astronomikayıtlarını incele­diğimizde göreceğiz ki, Ay’ın üzerinde ve çevresinde ola­gelenbirçok tuhaf olay insanı hayrete düşürecek dere­cede şaşırtıcıdır. Kayıtlarabir göz atıp yine kendimiz bir karara varalım:

 

İngiltere’nin en büyükastronomlarından biri olan ve birçoklarınca da modern astronominin babasıolarak kabul edilen Sir John Hershel, 1783 yılında Ay, bir «ay tutulması»sonucunda karardığı bir sırada tuhaf, parlak ışıklar gördüğünü rapor etmişti.18 Ağustos 1787 tari­hinde de «yavaş yavaş yanan, hafifçe küllerle örtülü man­galkömürü» gibi parıldayan lekeler gördüğünü iddia et­mişti. Hershel tam yedi kez,Ay’ ın üzerinde yukarıdaki­lere benzeyen ışıklar ve parıltılar görmüştü.Bunlardan bazılarının «ayın yukarısında» hareket ediyormuş gibi geldiğini raporediyordu. Bir keresinde, 1821 yılının Ka­sım ayı süresince, Hershel bu tuhafışıklan «birbiri arka­sına tam üç kez» görmüştü.

 

Fakat, Ay’ın üzerindekiesrarengiz ışıkların rapor edilmesi Hershel’den çok daha öncesine rastlıyordu.Ta Mart 1587’de bir İngiliz bilim adamı, Ay’ın üzerinde «Boynuz uçlarının tamarasında yer alan ve beş ya da altı gün boyunca yerinden kıpırdamayan» parlakbir le­ke gördüğünden bahsediyordu (National Geographic, February 1969). İlkgözlemciler arasında yer alan aynı bilim adamının Kraliyet AstronomiDerneği’nin aylık bülteni olan Monthly Notices of the Royal AstronomicalSociety’de yazdığına göre, 10 inç’lik (25 cm.) teleskopu ile «her biri sarıalev rengindeki ufak bir sırtın her iki yanında yer alan iki parlak nokta,»görmüştü: «Aydın­lanmış olan kısmın geriye kalan her yanı kar beyazıydı. Bunubeş saat süreyle gözlemledim.»

 

Hemen hemen tüm yaşamını Ay’ınharitasını çıkar­makla geçirmiş olan Alman astronomu J.H. Schroeter, 26 Eylül1788 günü Plato Krateri yakınındaki Ay Alpleri’nin zirveleri arasında birdenparıldayan, parlak beya­zımsı, yıldız gibi bir ışık görmüştü. 15 dakika kadargöz­lemlenen ışık bu süre sonunda ortadan kayboldu. Bu­nun bir meteorolamıyacağı aşikardı.

 

Ay üzerindeki ışıklarla ilgiliolarak yapılan ilk göz­lemler arasında şunlar da yer alır:

Kasım 1668 — Sömürge papazıCotton Mather’den Kraliyet Derneği üyesi Bay Waller’e gönderilen, 24 Ka­sım 1712tarihli bir mektupta, «Ay’ın altında ve boynuz­larının içerisindeki yıldız»dansöz edilmekte ve «1668 yı­lının Kasım ayında New England’da görüldüğü» söylen­mektedir.Bu mektup şimdi, Boston’daki Massachusetts Tarih Derneği’ninKütüphanesi’ndedir.

 

1783 — Philosophical Transactions(Vol. 76) : Büyük astronom Hershel, «Ay’ın karanlığında görülen parlak bir leketeleskopla bakıldığında, dördüncü kadirden bir yıldız çıplak gözle nasılgörünüyorsa, işte o şekilde görü­nüyordu,» demektedir.

 

1794 — Philosophical Transactions(Vol. 26 ve 27) : Yedi ayrı mektupta, «Ay’ın karanlık kısmındaki ışıklan raporediliyordu. Esas gözlem, Kraliyet Astronomu olan Sayın Nevil Maskelynetarafından yapılmıştı. Bay Wil­kins adında birinin Kraliyet Derneği’ne yazdığıbir baş­ka mektup da diğerlerine benzeyen bir gözlemi anlat­maktadır: «Bugözlem devam ettiği sürece olduğum yer­de donup kalmıştım. Bunun bir görüşhatası olmadığı­na kanaat getirebilmek için, oradan geçmekte olup da bunun biryıldız olduğunu söyleyen kişinin tanıklığı da dahil her metodu denedim.» Üçüncümektubunda ise şunu eklemektedir: «Bu lekenin Ay’ın dairesinin çem­beri içindetezahür ettiğinden eminim.» Bir başka tanı­ğın, Bay Stratton’un belirttiğinegöre bu, «Ay’ın karan­lık yanında yer alan ve bir yıldız gibi, bir yıldız büyük­lüğünde,fakat o kadar parlak olmayan bir ışıktı.»

 

1847 — İngiliz AstronomiDerneği’nin bir raporu, bir «ay tutulması» sırasında Ay’ın üzerinde «parlaknokta­lar» ya da ışıklara tanık olduğunu ileri sürüyordu.

 

1867 — The Astronomical Registerdergisine göre, Thomas Elger, 9 Nisan 1867 günü, saat 19.30 civanrında birdenbir ışık gördüğünden söz ediyordu. Işık, saat 21.30’da görülmez olmuştu. Elger,«Daha önce de Ay’ın üzerinde ışıklar görmüştüm, fakat hiçbiri bunun kadar netdeğildi,» diyordu.

 

Yine 19. yüzyılın sonlarında,Capetown Gözlemevi’nden, «Ay’ın karanlık yanında» yanlarında daha küçük ışıklarınbulunduğu beyaz ışıklar görüldüğü rapor edil­mişti.

 

Şunu unutmamalıyız ki, Ay’ın üzerindegörülen ışık­lar ve parıltıların en yaygın açıklaması volkanik patla­madır. Ozamanlar Kırım Astrofizik Gözlemevi’nde ça­lışan, günümüzün ünlü Sovyetastronomu Nikolai Kozyrcv, 1958 yılında, Alphonsus Krateri’nin merkezi zir­vesininüzerinde ya da yakınında parlak bir «bulut» gör­düğünü rapor ettiğinde bazılanbu gözlemi «volkanik faaliyet» olarak bir kenara atmışlardı. Kozyrev’in kendi­siise   «bulut»’u kraterin merkezizirvesinden neşrolunan l'luoresan gazlara atfediyordu. Kozyrev, 3 Kasım 1958gününün gecesi, söz konusu bölgenin yakınındaki kırmı­zımsı bir lekeninspektrumunu tespit etmeyi başardı. Kırmızımsı ışık, «hareket ediyor gibigörünmüş ve bir saat sonra ortadan kaybolmuştu.»

 

Bu gözlem de bir diğer volkanikolay olarak geçişti­rildi. Bu husus çok ilginçti, çünkü birçok bilim adamı hâlâdaha, Ay’ın ölü, soğuk bir dünya olduğu ve mu­hakkak ki, volkanik faaliyetyaratabilecek kadar sıcak olmadığı kanısındaydılar. Ay’ın volkanik olarak faalol­duğuna inanan «sıcak - aycıların» arasında bile, Ay’ın üzerinde hâlâ dahavolkanik patlamaların meydana gel­diğini düşünenler sadece birkaç kişidenibarettir! Her halükârda, «volkanik» ve fluoresan - gaz açıklamaları bir­çokbilim adamı için kolay çıkış yolu haline geldi.

 

Bütün bu raporların, lav parıltılarıya da güneş ışın­larının altında fluoresan volkanik gazlar olarak geçiştirilebildiklerinikabul etsek dahi, «hareket halinde» ola­rak tarif edilen ışıklan nasılaçıklayabiliriz ki? Az önce gördük ki, Sir John Hershel, uzun meslek yaşamı bo­yuncagördüğü ışıkların çoğunun kendisine «Ay’ın yuka­rısında.» hareket ediyorlarmışgibi geldiğini öne sürmüş­tü.

 

Belki de en acaip ve enaçıklanamaz türden bir göz­lem de 1869 yılından başlamak üzere görülen ani biresrarengiz ışıklar gösterisiydi. Bunlar öylesine munta­zam tertipler içerisindeve o kadar sık tezahür eder ol­muşlardı ki, İngiltere Kraliyet Astronomi Derneği(Ro­yal Astronomical Society of Great Britain) bu konuda üç yıl süren biraraştırma yaptı.

 

Bu tuhaf, şaşırtıcı ışıklarınçoğunun, O’Neill ile H.P. Wilkins’in 1950’lerde yirmi kilometrelik o devasaköprü­ye rastlayacakları Crisium Denizi bölgesinde görülmüş olmaları çokilginçti. Tek başlarına, dairevi gruplar ha­linde, üçgen gibi ya da düztertipler halinde, sanki'bir ze­ka tarafından idare ediliyorlarmışçasınahareket ederek ve neşrettikleri ışığın şiddetinde değişimler göstererek tezahüreden bu esrarengiz ışıklan düzinelerce astronom gözlemlemişti

 

13 Mayıs 1870 tarihinde, PlatoKrateri içerisinde, bu ışıkların en az dördü, en fazla da 28 tanesi bir aradagörülmüştü. Gözlemcilerden biri, bu ışıklardan birinin şiddeti ve parlaklığıartarken bir diğerininkinin azaldığı­nı farketmişti. Lşıklar birbiri arkasına,münavebeli ola­rak parlayıp, sonra sönüyorlardı. Harold Wilkins’in, «UçanDaireler Saldırıda» (Flying Saucers on the Attack, New York, Citadel Press,1954) adlı kitabında yazdığı gi­bi, sanki, «Ay’daki esrarengiz bir elektrikpilleri ve ışık­ları, operatörünün bazı levyelere dokunması ile» hareke­tegeçiyorlardı!

 

Işıklar, harikulade bir şekilde,üst üste her gece or­taya çıkmaya devam ettiler. 1870 yılı sonuna kadar buesrarengiz ışıkların adedi ve tertipleri hakkında dikkat­li notlar tutuldu.Zamanla belirli bir mesajın ortaya konulacağını ümit ediyorlardı. Hemen hemen2000 gözlem­den sonra, bu tuhaf, esrarlı ışıklar artık tezahür etmez oldular.Söz konusu ışık sinyalleri ve eğer varsa anlam­ları bugüne kadar bir muammaolarak kalmıştır.

 

1877 yılında Ay tekrar birışıklar istilâsına uğradı. Aynı yılın 20 Şubat gecesi, Paris yakınındaki MeudonGözlemevi’nden Bay Trouvelot, Ay’ın kuzey-batı kesimin­de yer alan ve geçenyüzyılın içerisinde birçok esraren­giz ışık sinyali görülen Eudoxus Krateri’ndebir ışık fark etti. İngiliz astronomu C. Barett de tam bir ay sonra, ProclusKrateri’nde parlak bir ışık gördü. Bu ışığın Gü­neş’in bir yansıması olmadığıhususu üzerinde ısrarla duruyordu.

 

New York’lu Profesör HenryHarrison, 17 Haziran 1877’de, hareket eden bir aynadan gelen bir yansımayıandırır bir ışık farketti. İşin tuhafı, İngiliz Frank Dennet de aynı tarihde,Bessel Krateri içerisinde ışıktan ufa­cık bir nokta görmüştü.

 

1877 yılının ikinci yarısında,Fransız bilim dergisi L’Astronomie’de yazan Dr. Klein, «Plato Krateri’nin ta­banındaparlak bir üçgen, gördüm. Bu, yansıyan güneş ışığından başka bir şeyolmayabilirdi.>> Ancak, Klein’in bu gözlemi yaptığı gece, çeşitliyönlerden Plato Krateri’ne doğru ilerliyormuş gibi görünen, esrarengiz ışık sü­tunlarıgözlemlenmişti. Diğer gözlemciler de aynı kra­terin tabanında görülen «bir ışıküçgeni»nden bahsedi­yorlardı.

 

Bir astronomi gözlemcisi olanMaxwell Cade, «Bizim­kilerden Başka Dünyaları> (Other World Than Ours, NewYork, Taplinger Publications, 1969) adlı kitabında bu ko­nuya değinmektedir:

«Yüksek dağların tepeleriniaydınlatan güneş ışın­larına atfedilemeyecek olan yıldız benzeri ışıklar yüz­lercegözleme konu olmuşlardır. Aslında, Nisan 1871’e ka­dar, sadece PlatoKrateri’yle ilgili 1600 civarında gözlem yapılmıştır. Bu ışıklar her zaman tekbaşlarına ya da muntazaman olmayan ufak gruplar halinde bulunmu­yorlardı, çünküraporların çoğu «geometrik tertipler» den söz etmektedirler. Bu sinyal vermeçabaları, Ay sakin­leri tarafından mı yoksa Ay’daki ziyaretçiler tarafından mıortaya konuluyordu?

 

Bu kavramların her ikisi de enazından, son derece ihtimal dışıdırlar. Fakat bu ışıkların ne olduğunu gerçektehiç kimse bilmemektedir.»

 

Bu tuhaf ışıklar ve daha da tuhafolan hareketleri ile ilgili raporlara şöyle bir bakınca anlaşılmaktadır ki,bunların volkanik patlamalar ya da sert Ay yüzeyine çarparak çakan meteorlarolması imkânsızdır. Fakat, açıklaması çok daha zor olan bir gözlem türü de Aybo­yunca ya da ay yuvarlağının çok yakınından geçip gi­den esrarlı «objeler ileilgilidir.

The Journal of the FranklinInstitute dergisine gö­re, 7 Ağustos 1869 tarihinde, yani İngiliz Astronomi Derneği’ninincelediği gözlemler istilâsıyla aynı tarihde, Illi­nois eyaletinin Mattoonkentinden Profesör Smith, bir güneş tutulmasının son safhasının başlamasındanyirmi dakika kadar önce ay yuvarlağı boyunca geçip giden bir­takım objelergözlemlemişti. Ay’ın yüzeyi boyunca tek bir yön izliyor ve sanki bir tertip

içerisindeymişçesine paralelhatlar halinde gidiyor gibi görünüyorlardı.

 

Paris’te yayımlanan Journal LesMandes dergisi, Pro­fesör Hines ve Profesör Zentmayer’in de bu' objeleri gör­düklerinirapor ediyordu. Bu objelerin düz ve paralel hatlar boyunca hareket ediyor gibigörünmelerini bu göz­lemciler de farketmişti.

 

1874 yılında ise, bir başkaFransız gözlemcisi olan Bay Larney’in Ay’ın yüzeyi üzerinden geçen birçok siyahobje gördüğünden bahsediliyordu. Aynı yılın 24 Nisan gü­nü, bugün Çekoslovakyasınırlan dahilinde yer alan top­raklarda yaşayan Profesör Schafarik, «Öylesinetuhaf mahiyette bir obje gördüm, ki, nasıl değerlendireceğimi bilmiyorum.insanın gözünü alan bir beyazlıktaydı ve yavaşça Ay’ın yüzeyi üzerinden geçti»diye rapor ettiği bir gözlem yapmıştı (Astronomical Register, XVIII, 206).

 

Hollandalı astronom Muller deaynı şekilde, yatay bir yön boyunca ay yuvarlağı üzerinden yavaşça geçen,karanlık, yuvarlak bir obje görmüştü. Gözlemin yapıldı­ğı tarih 4 Nisan 1892oluyordu. Tam dört yıl sonra, 1896 yılında, Amerika’daki Smith Gözlemevi’ndenW.R. Brooks da buna benzer bir fenomen gözlemledi. Bu objenin Ay’ın yapınınonüçte biri kadar olduğunu belirtiyordu. Obje­nin Ay’ın yüzeyini katetmesi içinüç,dört saniyeden da­ha uzun bir zamanın geçmediğini farketmişti.

 

1899 yılında, Ay’ın yüzeyiüzerinde yol alan bir baş­ka parlak obje daha görülmüştü. Görünürde Ay’ın yü­zeyineyakındı. Bu gözlemi yapan Dr. Warren E. Day, olayı Arizona, Prescott’dakiAmerikan Hava Bürosu’na (U.S. Weather Bureau) rapor etmişti. İşin en ilginç ya­nı,aynı objenin, Arizona’nın Tonto kentinden G. Scott tarafından da rapor edilmişolmasıydı.

 

Teleskop çağından beridir Ay’ınüzerinde ve çevre­sinde gözlemlenenler, «hareket halindeki ışıkları ve «ob­jeler»den ibaret olmayıp, en şaşırtıcı gözlem raporları arasında, hiç değişmediğivarsayılan bu dünyanın yü­zeyinde meydana gelmiş olan değişimlerden ve tuhaf ya­pılardansöz edenleri de mevcuttur. üzerinde hava ve rüzgar bulunmayan Ay’ın nispetenerozyonsuz olduğu­nu unutmayalım.

 

Alman astronomu Johann Schroeter,1843 yılında, adına Linne dediği, 10 km. çapındaki bir krateri kayda geçirdi.Kraterin derinliğini 360 m. olarak tespit etmiş­ti. Schroeter, yıllarcaçalışarak yüzlerce Ay haritası çiz­mişti. Gözlemlerini kayda geçirirken bukraterin de gi­derek ortadan kaybolduğunu gördü. Bugün Linne, pek derinliğiolmayan ufacık bir parlak nokta, beyazımsı birikintilerin çevrelediği ufak birçukur halindedir.

 

Schroeter’in gözlemlerinden çokdaha şaşırtıcı olan tuhaf bir fenomen de Satürn’ün dokuzuncu gezegeni Phoebe’yikeşfeden ünlü astronom W.H. Pickering tara­fından gözlemlenmişti. Pickering,her kamerî dönem sı­rasında pozisyonlarını değiştiren bazı özel karanlık alan­largözlemlemiş ve bunların özellikle Eratosthenes Kra­teri’nde yer aldıklarınıfarketmişti.

 

Ay’ın havasız orta­mındabitkilerin, ağaçların ve çiçeklerinin mevcut ol­malarının imkânsızlığını gayetiyi bilmesine rağmen, sözkonusu karanlık alanların bir tür «bitki örtüsün ol­malarıgerektiği sonucuna vardığını açıklayarak şöhre­tini tehlikeye atmıştı. WilliamCorliss, «Evren'in Sırları (Mysteries of the Universe, New York, Crowell, 1967)adlı kitabında, Pickering’in şu sözlerini aktarmaktadır: «Ay’ın ve muhtemelenMars’ın üzerinde dünyasal bitki örtüsünün bulunmayacağı aşikârdır. Fakat, her halükâr­da,bu her iki göksel cismin de üzerinde, aşina olduğu­muz herhangi birşeyden az yada çok farklı olmalarının yanısıra, İngilizce’deki kelimeler arasında en iyi«bitki örtüsün (vegetation) ile tarif edilebilen birşeyler mev­cut olsa gerek.

 

Pickering, ayrıca Ay’ın yüzeyiüzerinden geçen «se­yahat eden karanlık objelerin gördüğünü de ileri sürü­yordu.Yine «Evren’in Sırların adlı kitaptan öğrendiği­mize göre, bu tuhaf fenomenhakkında şunları söy­lemişti:

 «Ay’ın üzerinde canlı yaşamın mevcudiyeti le­hindeya da aleyhinde sonuca ulaşıcı savlar bulmaya çabalarken, sadece bunungörünürde izlediği rotaları etüd etmekle kalmayıp, bu seyahati gerektirecekolan sebepleri de incelemek zorunluluğunu hissettim.

 

Böylece, bu tutucu astronom dabilimsel şöhretinin karşılaşacağı büyük tehlikelere rağmen, kaçınılmaz ola­rakhissettiği bir sonuca, bu “seyahat eden karanlık ob­jelerin” göç eden böceksürülerinden ya da diğer bir can­lı yaşam biçiminden başka birşey olamayacağısonucu­na varmıştı.”İddiasına göre, bunlar, 12 günde 35 km. kadar yolkatediyorlardı”

 

Acaba, Pickering gerçekte negörmüştü? Bunu kimse kesinlikle bilemez. Fakat, çağdaş bilim adamları bun­larınherhangi bir canlı yaşam biçimi ya da böcek sü­rüleri olmadığı üzerindeanlaşmaktadırlar. öte yandan, Pickering’in dürüstlüğü ve işinin ehli olması daher­hangi bir tartışma konusu olamaz. Pickering bir şeyler görmüştü. Bunlarınne olduğu ise hâlâ daha sırrını ko­ruyan bir husustur.

 

Yıllar boyunca, sözüne inanılırgözlemcilerin Ay’ın üzerinde bazı inanılmaz şeyler gördükleri kuşku götür­mez.Zaman zaman Ay’da bazı tuhaf şeylerin olageldiği hakkında hiçbir kuşkumuzyoktur. Amerikan hükümeti de — NASA programı gibi oldukça yakın bir zamanda— buhususu kabul ederek, belirli bazı gözlemevlerinden gönüllü olarak yapılangözlemlerden oluşmuş bir prog­ramı: «Ay Parıldama Operasyonu»nu (Operation MoonBlink) destekledi.

 

«Ay Parıldama Operasyonun kanıtolarak on tuhaf fenomeni ortaya koydu. Bunlardan üçü, program dışı gözlemcilertarafından da bağımsız olarak ve ayrı ayrı onaylanmışlardı.

 

Dahası da var! Bilim çevrelerincetakdir edilen As­tronomical Registefın 20. cildinde şu rapor yer alıyor­du:«Birt Krateri yakınında... kılıç biçiminde bir obje vardır. .. [ve] ay krateriEratosthenes’in içerisinde haç biçiminde geometrik bir obje mevcuttur. GassendiKra­teri’nde köşeli hatlar ve Littrow Krateri’nin tabanında Yunan harfi Gammabiçiminde yedi nokta bulunmak­tadır.»

 

Ay’ın ilginç yüzey şekilleriyleilgili olarak astro­notların da gözlemleri kaydedilmeye değer. Birçok astronotFra Mauro Krateri’nde haç şeklinde büyük işaretler görmüşlerdi.

 

Bütün bu tuhaf fenomenler mütalaaedilerek varılacak en kestirme sonuç (bilim adamlarının yerel Ay ya­şamınınmevcut olmadığına dair düşüncelerinin doğru olduğunu varsayarsak!), Ay’ındünya- dışı varlıklar ta­rafından bir «uzay üssü» olarak kullanılıyorolmasıdır.

 

 

Nitekim, tanınmış yazar RobertCharroux da bu sonuca ulaşmaktadır. Charroux, “Unutulmuş Dünya­lar” (ForgottenWorlds, New York, Walker and Co., 1973) adlı kitabında uydumuz Ay hakkındaşunları söylemek­tedir:

 

«Ay’ın kimliği belirsiz uzayaraçları için bir üs ola­rak hizmet görmesi ihtimalini akla getiren gözlemleryapılagelmiştir. Astronomlar, zaman zaman, Aristarchus Kraterindeki parlakışıkları, Eratosthenes Krateri’ndeki X harfini, Littrow Krateri’ndeki Yunanharfi Gamma’yı ve Plato Krateri’ndeki dama desenini farketmişlerdir. Bu Ay kraterlerinindünya - dışı astronotlar tarafından sık sık ziyaret edildiği sonucuna mıvarmalıyız?...

 

Bu ihtimal, özellikle içerisindebirçok esrarengiz ışıklar gözlem­lenmiş olan Plato Krateri söz konusu olduğundaredde­dilemez.»

 

Charroux’un öne sürdüğü gibi,Ay’ın meskûn olma­sı, diğer dünyalardan gelen zeki varlıklarca bir uzay - üssüolarak kullanılması mümkün müdür? Eldeki kanıtların oldukça etkili olduklarınıkabul etmek gerekir ve incelenmesi gereken kanıtlar bu kadarla da bitmez. Şunuda unutmamak gerekir ki, radyo çağının henüz başlangıcı sırasında, 1927, 1928ve 1934 yıllarında, çe­şitli radyo araştırmacıların dostumuz Ay’ın civarında ba­zıesrarengiz radyo sinyalleri tespit etmişlerdi. 1935 yı­lında ise, Van der Polve Stormer adında iki bilim adamı Ay’ın üzerinde ve çevresinde radyo sinyallerikeşfetti­ler. Marconi ile Tesla da yanıp sönen Ay ışıklarından bahsetmişlerdi.

 

Daha yakın zamanlara gelirsek,1956 yılında Ohio Üniversitesi, Dünya’nın başka yerlerindeki gözlemevleriylebirlikte, «Ay’dan gelen, şifreye benzer bir radyo konuşması»nı rapor ediyordu(Saga, April 1974).

 

En nihayet, Ekim 1958’de, Amerikalı, Sovyetve İn­giliz astronomları, saatte 40.000 km.’den daha büyük bir hızla Ay’a doğruyaklaşan bir cisim tespit ettiler! Bu tu­haf objeyi görmekle kalmayıp, hiçkimsenin yorumlayamadığı türden radyo sinyalleri neşrettiğini de işitmişlerdi!


Bütün bu hususların, komşumuz Ayüzerindeki dünya - dışı varlıkların mevcudiyetini kanıtladıkları ka­naatindeolan bir diğer UFO yazarı da Harold Wilkins’tir. Wilkins, «Uçan Daireler Ay’dan(Flying Saucers on the Moon, London, Peter Owen Publishing Co.) adlı ki­tabında”Ay’ın uzun bir süre boyunca, adına uçandaire dediğimiz uzay gemileri için bir durak mahalli olduğunu ve hâlâ daha böyle olabileceği ihtimalini ortaya koymuş­tum,” demekte ve şunları söylemektedir:

 

Uydumuz Ay’ın, uçan daire fenomenlerinden sorum­lu olan esrarengiz kozmik ziyaretçilerce, Dünyamız ile ilgili olarak, ileri seviyeden bir gözlem üssü şeklinde kul­lanıldığı ve muhtemelen hâlâ daha kullanılageldiği teo­risini öne sürdüğüne göre, bütün bu ışık merkezlerinin Ay’ın kuzey - batı kesiminde yada çeyrek bölümünde bulunmaları hususunun tuhaflığı üzerinde de durmam gerekir.» 

Bir diğer UFO araştırmacısı olan Major Donald Keyhoe’da uydumuz Ay’ın üzerinde dünya-dışı astronotların mevcut olduklarına kanaat getirmiştir. Keyhoe, «Uçan Daire ihaneti» (Flying SaucersConspiracy, New York, Holt, 1955) adlı kitabında bu inancını doğrulamakta­dır:

«Tüm kanıtlar, sadece bir Ay üssünün mevcudiyeti­ni değil, zeki bir ırkın operasyonlarının halihazırda baş­lamış olduğunu da göstermektedirler.Eğer bu doğruysa, söz konusu varlıklar kimler olabilir? Başka planetlerden mi gelmektedirler, yoksa Ay kökenli midirler?... Şimal­lerin çok çeşitli olduğunu kabul etmek gerekir... Yüzey­de yaşayan varlıklar Ay’ın atmosferi incelmeden çok ön­ce orada yerleşmiş olabilirler. Bu takdirde, sentetik bir «yeraltı atmosferi» yaratarak değişen şartlara uymuş olabilirler... Fakat, Ay Irkı’nın—eğer böyle bir ırk mev­cutsa— her zaman için yeraltında yaşayarak sürekli me­teor bombardımanından korunmuş olmaları daha muh­temeldir

 

Cesur bir teori gibi görünen bu düşünce, o tuhaf geometrik ışık tertiplerini ve yüzyıllardan beridir biz Dünyalılar’ın tanık olageldiğimiz diğer birçok muamma­yı açıklayabilecek mahiyettedir. Eğer bu tuhaf raporlar doğruysa, uzun, çok uzun bir süreden beridir Ay’ın üze­rinde zeki bir ırkın mevcut olduğunu kabul etmek ge­rekecektir.

 

 
Eklenme Tarihi : 29.11.2014 19:13:42
Okunma Sayısı : 105892

Yorumlar

Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Yorumunuz