Fotoğraf Galerisi
Messier 8
Messier 8
Tüm Fotoğraflar

Anket
Günün Sorusu
Sizce Ufo'lar Gerçek mi
 
   
Sayaç
Online : 81
Toplam : 109
Ziyaretçi
 

Babil Yaratılış Destanı Enuma Elish...

Destan, ilk tanrısal anababa Apsû ile Ti’âmat ve oğulları Mummu’dan başka hiçbir şeyin bulunmadığı zamanlara kısa bir değinmeyle başlar. Apsû öncel çağın tatlı su okyanusu, Ti’âmat da tuzlu su okyanusuydu;Mummu ise olasılıkla, iki su kütlesinden yükselip üzerlerinde dalgalanan buğuyu veya sisi temsil ediyordu;özellikle VII. tablet: 86’da bulutlarla doğrudan ilişkilendirilmiş olması bunu göstermektedir. 

Tiamat, the Babylonian creation goddess.

Bu üç tür su biri birine karışarak, daha sonra evrenin yapısında kullanılacak bütün öğeleri içeren uçsuz bucaksız ve belirlenmemiş bir kütle oluşturdular. Henüz ne yer ne de gök vardı,bir sazlık bataklık bile görünmüyordu. Bir zaman sonra Apsû ile Tiâmat birerkek ve kız kardeş çifti olan Lahmu ile Lahâmu’yu dünyaya getirdiler. Bu ikisi büyümekteyken bir başka erkek ve kız kardeş çifti daha doğdu: Anşar ve Kişar;bunlar boyca öteki çocukları geçtiler. Bu iki tanrısal çiftin aslında ne oldukları henüz tahmin ve spekülasyon konusudur.

Yıllar sonra Anşar'la Kişar’ın bir oğulları oldu. Olasılıkla babası Anşar’a çok benzeyişine atfen, ona Anu adını verdiler. Anu gök tanrısıydi; o da kendi benzeri Nudimmud’u dünyaya getirdi. Enki ve Ea adlarıyla da bilinen Nudimmu dolağanüstü güç ve bilgelik sahibiydi; yeraltındaki tatlı suların ve sihirbazlığın tanrısı, aynı zamanda Mezopotamya tanrılarının da en akıllısı, ve bilgesi oldu. Üyesi olduğu tanrılar topluluğunun içinde rakibi yoktu; hatta sahip olduğu üstünlükler nedeniyle kendi atalarının bile “üstadı”, efendisi sayılıyordu.

Genç tanrılar, yaşam ve canlılıkdolu olduklarından, doğal olarak neşeli ve gürültülü toplantılardanhoşlanıyorlardı. Fakat bu eğlenceler yaşlı, aylak ve rahatlarına düşkünana-babalarının ve büyük ataları Apsû ile Ti’âmat’ın ciddi biçimde keyiflerini kaçırıyordu.Rahatsız edici bağırış çağırışları azaltmak için barışçı yollar denendiyse desonuç alınamadı. Sonunda kafası iyice kızan Apsû kesin ve acımasızca eylemegeçmeye karar verdi.

Oğlu ve“veziri” Mummu’yla birlikte Ti’âmat’ın huzuruna çıkıp ona öyle bir düzen önerdiki, ana yüreği acıyla dolan Ti’âmat büyük bir öfkeyle haykırarak eşine çıkıştı:“Kendi dünyaya getirdiklerimizi neden yok edecekmişiz? Davranışları gerçektenüzücü, ama bunu hoş karşılayalım!” Fakat veziri tarafından da desteklenen Apsûkatı bir inatçılıkla, dile getirdiği amacından dönmedi: “(Onları) yok edeceğimve davranışlarına son vereceğim ki, huzur sağlansın ve biz de uyuyabilelim!”

Ea in the Apsu.

Haber duyulunca tanrılar büyük bir korku ve telaşa kapılarak kargaşa içinde oraya buraya koşuşmağa başladılar. Sonunda sakinleştiler ve kara kara düşünereksessizce oturdular; hiçbirinin aklına bir kurtuluş yolu gelmiyordu. Bereketversin, o çaresiz anlarda, Apsû’nun bile “üstadı” olan biri bulundu: Ea’ydı bu,“sonsuz zekalı, becerikli (ve) bilge” sihir tanrısı... Saldırıya karşı korunma sağlamak üzere Tanrıların çevresine bir tür sihirli çember çizdi, sonra da olağanüstü güçlü ve kutsal bir sihirli yır düzdü. Bu yırı okudu ve uyku vericibir güç olarak Apsû’nun üzerine inmesini sağladı. Ea sihirli yırım okudukçaApsû büyünün gücüne yenildi ve derin bir uykuya daldı. O böyle derin uykuda yatarken Ea onun kırallık tacını başından, yaydığı doğaüstü ışınımı da üstünden alarak kendisi giyindi. Böylelikle Apsû’nun gücüne ve görkemine sahip olunca,bütün tanrıların babasını öldürüp vezirini de hapsetti. Ea zaferini en basta,söylenen sözde içkin olan yetke ve güç sayesinde, yani söz büyüsü yoluyla,kazanmıştı. Ti’âmat’a zarar verilmedi, çünkü o Apsû’nun niyet ve düzenlerine sıcak bakmamıştı. Ea bu işinardından, öldürülmüş Apsu’nun üstüne büyük ve geniş bir yapı kurarak buna“Apsû" adını verdi ve burayı kendisi ve öteki tanrılar için kutsal ziyaretgahı olarak belirledi. Orada, eşi Damkina’yla birlikte, görkemliyaşamını sürer oldu.

Öte yandan, o ara “tanrıların enbilgesi” Marduk da doğmuştu; günü geldiğinde tanrıları daha da korkunç bir düşmandan kurtaracak ve kalabalık Babil tanrılarının başına geçecek olan tanrıydı o. “Onu doğurtan, babası Ea’ydi; doğuran da anası Damki[na], Tanrıçaların memelerini emdi"; böylelikle ek tanrısal güç ve nitelikler de edindi. Marduk etkileyici bir kişilikti, şimşek gibi çakan gözleri ve yüreklere korku salan,bir haşmeti vardı. Babası ona baktığında “sevinç duyar, yüzü güler, yüreği şenlenirdi.” O zaman, besbelli sihir yoluyla, Ea oğluna tanrılarla iki kat eşitlik bağışladı; bu özellik Marduk’un iki yüze ve olağan olanın iki katı boyutlarda organlara sahip oluşunda kendini gösteriyordu, öyle ki o “tanrılar arasında yüceltilmiş olandı”.

Enuma Elish tablets.

Bunlar olurken Ti’âmat da,herhalde kocasının öldürülmüş olmasından dolayı, rahatsızdı. Gece gündüz yerinde duramıyor, ortalıkta dolaşıp duruyordu. Kingu’nun elebaşılık yaptığıbazı tanrılar (krş. VI. tablet: 23-30) kötülük olsun diye onu kocasının öcünü almağa kışkırttıklarında huzursuzluğu iyice arttı. Ti’âmat kışkırtmaya. kapıldı ve gerek eşinin ölümünden sorumlu olan gerek bunu hoş karşılayan tanrılara savaş açmağa karar verdi.

Başkaldıra ntanrılar bu kez açıkça Ea’dan ayrılıp Ti’âmat’ın tarafına geçtiler; kızıp bağırıştılar, gece gündüz demeden kumpas kurdular; “toplantı yapıp çatışmayı tasarladılar.” Ti’âmat da kendi yönünden, yaklaşan çarpışma için, on bir türdev yılan ve yırtıcı ejderhalar dünyaya getirdi. Kingu’yu ululayıp kendine yeni eş olarak aldı, savaşın başkomutasını ona verdi, onu tüm tanrılar üzerine egemen kıldı ve tüm canların çektiği yazgılar tabletini de, bütün sihirli güçleriyle birlikte, ona armağan etti. Çok büyük ve güçlü bir cinler ordusu birdenbire ortaya çıkıvermişti.

The god Ea.

Ti’âmat nerdeyse saldırıya geçmeye hazırdı ki, birisi Ea’ya tehlikenin kapıda olduğunu haber verdi. Bilgili ve becerikli Ea, Apsû’yu yenen kahraman, yaklaşan büyük tehlikeyi düyunca, korku ve sıkıntıdan soğukkanlılığını yitirdi, zihni uyuştu.Konuyu kafasında evirip çevirdikten ve kendine yeniden hakim olduktan sonra,büyükbabası Anşar’a gidip kendisine verilen bilgiyi sözcüğü sözcüğüne tekrarlayarak, “Ti’âmat’ın bütün tasarladıklarını” ve yaptığı hazırlıkları anlattı. Anşar sarsıldı, derin kaygı ve üzüntü ifadeleriyle bunu dışa vurdu veEa’dan düşmana karşı gitmesini istedi. Ea büyükbabasının sözünü dinledi, ama bugirişim, Apsû’ya karşı o denli kesin bir zafer kazanmış biri tarafından yapılmasına karşın, başarısızlıkla sonuçlandı. O zaman Anşar oğlu Anu’ya dönüp onu barışçı yollar tutsun diye teşvik ederek şöyle dedi: “[Git] ve Ti’âmat’ınönünde dur [ki] ruhu [sakinleşsin] ve yüreği yumuşasın. [Eğer] senin sözünüdinlemezse, ona bizim [sözümüzü (.?)] söyle, ki sakinleşsin.” Böylece Anu hem kendi yetkesi hem de tanrıların önderinin yetkesiyle donanmış olarak gitti. Fakat,Apsû’nun aksine, Ti’âmat ne denli büyük olursa olsun sadece yetkeyle, ne derece etkili olursa olsun sadece sihirle yenilemezdi; fiziksel güç kullanılarak hakkından gelinmesi gerekti. Anu dehşete kapılmış olarak döndü ve görevden affını diledi. Anşar sessizliğe büründü, başını sallayarak gözlerini yeredikti. “Bütün Anunnaki’ler orada toplanmıştı. Dudakları yumuluydu, sessizce[oturuyorlardı].” Tanrılar daha önce hiç böyle darda kalıp bunalmamış!ardı.Arkadan gelecek olan zaferin büyüklüğünü daha açık göstermek için, metinde butablo son derece karanlık terimlerle ve iç karartıcı renklerle çizilmektedir.

Bunalımın doruğa vardığı o anda,Anşar’ın aklına umut verici bir fikir geldi, Daha önce yiğitliğini kanıtlamış olan (krş. II. tablet: 95) ve bu kez de mutlaka boş dönmeyeceğini düşündüğü yiğit Marduk’u hatırladı. Marduk Ea'nın huzuruna çağrılıp babası tarafından bilgilendirildikten sonra Anşar’ın huzuruna çıktı. Anşar Marduk’u böyle tüm kuvveti dışa vurmuş ve her yanından güven fışkırır halde görünce, “yüreği sevinçle doldu; (onun)dudaklarını öptü, korkusu dağıldı"; Marduk da büyükbabasının içini rahatlattı: “[Anşar], sessiz kalma, dudaklarını aç; ben gidip senin gönlündeyatan her şeyi gerçekleştireceğim! [Ey atam, ya]ratıcı, memnun ol ve sevin;yakında Ti’âmat’ın ensesine ayağını basacaksın!” Gençliğine karşın Marduk’untanrıları güçlü düşmanlarından kurtaracağından hiç kimsenin kuşkusu yoktu.Üstelik o hemen savaşa gitmeye ve tanrıları felaketten uzaklaştırmaya hazırdı. Fakat ücreti çok yüksekti: Tanrılar üzerinde en büyük ve tartışılmaz yetkeyi istiyordu. Anşar bu isteği kabul etti(krş. III. tablet: 65-66), fakat kararın tanrılar kurultayında onaylanması gerekti.

Bu yüzden Anşar veziri Kaka’yı çok uzakta yaşadıkları için yaklaşan kavgadan haberleri olmayan Lahmu’yla Lahâmu’ya ve bütün öteki tanrılara gönderdi. Kaka onlara durumun vahameti hakkında bilgi verecek ve hepsini Anşar’ın huzuruna çağıracaktı. Giriş niteliğinde birkaç uyarıdan sonra, Anşar Kaka’ya Ti’âmat’ın düşmanca etkinlikleri hakkında kendisine anlatılanları olduğu gibi aktararak,bu haberi sözcüğü sözcüğüne Lahmu’yla Lahâmu’ya tekrarlamasını söyledi. Kaka dagidip Anşar’ın söylediklerini tüm ayrıntılarıyla onlara iletti.2 Bubirden bire patlak veren ve benzeri olmayan bunalımı duyan tanrılar da şaşırıp dehşete düştüler, bağrışıp çağrıştılar ve acıyla ah vah ettiler. Yola çıkıp Anşar’ın huzuruna geldiler, Kurultay Sarayını doldurdular. Karşılaştıklarında öpüştüler ve Anşar’ın kendilerini gerekli havaya sokmak için hazırlamış olduğu şölen sofrasına oturdular. “Tatlı şarap korkularını dağıttı; kuvvetli içkiyi içtikçe vüclutları] şişti. Aşırı derecede umursamaz oldular, moralleri yükseldi;öçlerini alacak olan Marduk için yazgıyı belirleyip ilan ettiler.”

Şölenden sonra tanrılar Marduk için hakanlara layık bir sayvanlı taht kurdular ve genç tanrı atalarının önünde bu tahta oturup verilen egemenliği kabul etti. Tanrılar törenli bir söylevle ona tanrılar içindeki en yüce konumu bağışladılar ve “koca evrenin bütünü üzerine krallık" verdiler. Bu güce gerçekten sahip olup olmadığını görmekiçin tanrılar Marduk'u sınadılar. Orta yere bir giysi koydular. Marduk’un bir buyruğuyla giysi tahrip oldu, ikinci buyruğuyla da eski haline döndü. Tanrılar onun sözünün güç ve etkisini görünce sevindiler ve tanrıların kıralı Marduk’u alkışlayıp ona saygılarını sundular. Asa, taht ve krallık giysisinden(?) oluşan krallık nişanlarını da kendisine verdiler, bunlara “düşmanı vuran karşı durulmaz bir silah” da ekleyerek dileklerini söylediler: “Git ve Tiâmat’ın hayatını kes!”

Marduk döğüşe hazırlanmak üzere kalkıp gitti. Kendine bir yay yaptı, okuna bir temren taktı ve sağ eline kalın bir sopa aldı. Yayıyla okluğunu omuzuna astı; fırtına tanrısı gibi önü sıra şimşeği gönderdi; gövdesini yakıcı bir alevle doldurdu;bir ağ yaptı ve onu Anu’nun armağanı olan dört yele taşıttı; bunlara yardımcı olsun diye yedi yel de kendisi yarattı; yağmur selini boşandırdı ve kanı donduran dört efsanevi yaratık tarafından çekilen korkunç fırtına arabasına bindi. Korku salıcı bir örme demir zırha bürünmüş, başının etrafında göz kamaştırıcı bir parlaklık ve çeşitli ürkütücü özeliklerle de donanmış olarak, çevresinde pervane olan tanrılar kalabalığıyla birlikte, Marduk yenilmez görünen Ti’âmat’la karşılaşmak üzere yola çıktı,

Marduk’un böyle bütün dehşet salıcı gücünü ve göz kamaştırıcı görkemini kuşanmış olarakortaya çıkışı bile Kingu’yla ona yardım edenlerin aklını şaşırttı. YalnızTi’âmat sarsılmadı; iğneleyici sözlerle takılarak onu kutladı ve -görünüşegöre- kuvvetli bir kükremeyle genç tanrıyı korkutmak istedi. Fakat Marduk babasıEa ve dedesi Anu’ya göre daha dayanıklı bir hamurdan yapılmıştı. Hiç istifinibozmadan, kötülük hazırlıkları yüzünden Ti’âmat’ı sert ve yaralayıcı sözlerlesuçlayarak teke tek vuruşmaya davet etti! “Ti’âmat bunu duyunca, çılgına dönmüşbiri gibi oldu (ve) soğukkanlılığını yitirdi. Sesinin çıktığı kadar (ve)çılgınca haykırdı,” ta temellerine kadar sarsıldı! Ama meydan okumayı da kabuletti ve ikisi göğüs göğüse çarpışmak üzere biribirine yaklaştılar. Marduk ağınıaçıp attı ve Ti’âmat’ı ağıyla sardı. “Ti’âmat Marduk’u yutmak için ağzınıaçınca,o, dudaklarını bir daha kapa[ya]masın diye, içeri kötülük yelini sürdü.”Kuduran yeller Ti’âmat’ın vücudunu şişirip gererken, ağzından içeri bir okattı; ok Ti’âmat’ı kalbinden vurarak hayatına son verdi. Marduk böylece Tiâmat’ı öldürdükten sonra, cesedini yere attı ve üstüne çıkıp durdu. Ti'âmat’ınizleyicileri, önderlerinin öldüğünü görünce dağılıp kaçmağa çalıştılarsa dahiçbiri kaçamadı.

Düşman tanrılar hapsedildi, silahlan ellerindenalındı. Marduk Kingu’dan yazgı tabletini aldı, onun sahibi olduğunu kanıtlamakve el koyuşunu yasallaştırmak üzere kendi mührüyle mühürledi ve kendi göğsünetaktı. Tutsak tanrılar üzerindeki denetimini güçlendirdiktensonra Ti’âmat’a döndü; aman vermez sopasıyla kafasını yardı, ana damarlarınıkesti ve kanını kuzey yeliyle güneye doğru ücra ve sapa yerlere taşıttı. Sonolarak Ti’âmat’ın dev gövdesini iki parçaya bölerek evreni yarattı. Gövdeninbir yarısıyla göğü, öteki yarısıyla yeri yaptı, sonra Anu, Enlil ve Ea’nın herbirini kendi bölgesine yerleştirdi.

Marduk chases Tiamat.

Ti’âmat nerdeyse saldırıya geçmeye hazırdı ki, birisi Ea’ya tehlikenin kapıda olduğunu haber verdi. Bilgili ve becerikli Ea, Apsû’yu yenen kahraman, yaklaşan büyük tehlikeyi düyunca, korku ve sıkıntıdan soğukkanlılığını yitirdi, zihni uyuştu.Konuyu kafasında evirip çevirdikten ve kendine yeniden hakim olduktan sonra,büyükbabası Anşar’a gidip kendisine verilen bilgiyi sözcüğü sözcüğüne tekrarlayarak, “Ti’âmat’ın bütün tasarladıklarını” ve yaptığı hazırlıkları anlattı. Anşar sarsıldı, derin kaygı ve üzüntü ifadeleriyle bunu dışa vurdu veEa’dan düşmana karşı gitmesini istedi. Ea büyükbabasının sözünü dinledi, ama bugirişim, Apsû’ya karşı o denli kesin bir zafer kazanmış biri tarafından yapılmasına karşın, başarısızlıkla sonuçlandı. O zaman Anşar oğlu Anu’ya dönüp onu barışçı yollar tutsun diye teşvik ederek şöyle dedi: “[Git] ve Ti’âmat’ınönünde dur [ki] ruhu [sakinleşsin] ve yüreği yumuşasın. [Eğer] senin sözünüdinlemezse, ona bizim [sözümüzü (.?)] söyle, ki sakinleşsin.” Böylece Anu hem kendi yetkesi hem de tanrıların önderinin yetkesiyle donanmış olarak gitti. Fakat,Apsû’nun aksine, Ti’âmat ne denli büyük olursa olsun sadece yetkeyle, ne derece etkili olursa olsun sadece sihirle yenilemezdi; fiziksel güç kullanılarak hakkından gelinmesi gerekti. Anu dehşete kapılmış olarak döndü ve görevden affını diledi. Anşar sessizliğe büründü, başını sallayarak gözlerini yeredikti. “Bütün Anunnaki’ler orada toplanmıştı. Dudakları yumuluydu, sessizce[oturuyorlardı].” Tanrılar daha önce hiç böyle darda kalıp bunalmamış!ardı.Arkadan gelecek olan zaferin büyüklüğünü daha açık göstermek için, metinde butablo son derece karanlık terimlerle ve iç karartıcı renklerle çizilmektedir.

Bunalımın doruğa vardığı o anda,Anşar’ın aklına umut verici bir fikir geldi, Daha önce yiğitliğini kanıtlamış olan (krş. II. tablet: 95) ve bu kez de mutlaka boş dönmeyeceğini düşündüğü yiğit Marduk’u hatırladı. Marduk Ea'nın huzuruna çağrılıp babası tarafından bilgilendirildikten sonra Anşar’ın huzuruna çıktı. Anşar Marduk’u böyle tüm kuvveti dışa vurmuş ve her yanından güven fışkırır halde görünce, “yüreği sevinçle doldu; (onun)dudaklarını öptü, korkusu dağıldı"; Marduk da büyükbabasının içini rahatlattı: “[Anşar], sessiz kalma, dudaklarını aç; ben gidip senin gönlündeyatan her şeyi gerçekleştireceğim! [Ey atam, ya]ratıcı, memnun ol ve sevin;yakında Ti’âmat’ın ensesine ayağını basacaksın!” Gençliğine karşın Marduk’untanrıları güçlü düşmanlarından kurtaracağından hiç kimsenin kuşkusu yoktu.Üstelik o hemen savaşa gitmeye ve tanrıları felaketten uzaklaştırmaya hazırdı. Fakat ücreti çok yüksekti: Tanrılar üzerinde en büyük ve tartışılmaz yetkeyi istiyordu. Anşar bu isteği kabul etti(krş. III. tablet: 65-66), fakat kararın tanrılar kurultayında onaylanması gerekti.

Bu yüzden Anşar veziri Kaka’yı çok uzakta yaşadıkları için yaklaşan kavgadan haberleri olmayan Lahmu’yla Lahâmu’ya ve bütün öteki tanrılara gönderdi. Kaka onlara durumun vahameti hakkında bilgi verecek ve hepsini Anşar’ın huzuruna çağıracaktı. Giriş niteliğinde birkaç uyarıdan sonra, Anşar Kaka’ya Ti’âmat’ın düşmanca etkinlikleri hakkında kendisine anlatılanları olduğu gibi aktararak,bu haberi sözcüğü sözcüğüne Lahmu’yla Lahâmu’ya tekrarlamasını söyledi. Kaka dagidip Anşar’ın söylediklerini tüm ayrıntılarıyla onlara iletti.2 Bubirden bire patlak veren ve benzeri olmayan bunalımı duyan tanrılar da şaşırıp dehşete düştüler, bağrışıp çağrıştılar ve acıyla ah vah ettiler. Yola çıkıp Anşar’ın huzuruna geldiler, Kurultay Sarayını doldurdular. Karşılaştıklarında öpüştüler ve Anşar’ın kendilerini gerekli havaya sokmak için hazırlamış olduğu şölen sofrasına oturdular. “Tatlı şarap korkularını dağıttı; kuvvetli içkiyi içtikçe vüclutları] şişti. Aşırı derecede umursamaz oldular, moralleri yükseldi;öçlerini alacak olan Marduk için yazgıyı belirleyip ilan ettiler.”

Şölenden sonra tanrılar Marduk için hakanlara layık bir sayvanlı taht kurdular ve genç tanrı atalarının önünde bu tahta oturup verilen egemenliği kabul etti. Tanrılar törenli bir söylevle ona tanrılar içindeki en yüce konumu bağışladılar ve “koca evrenin bütünü üzerine krallık" verdiler. Bu güce gerçekten sahip olup olmadığını görmekiçin tanrılar Marduk'u sınadılar. Orta yere bir giysi koydular. Marduk’un bir buyruğuyla giysi tahrip oldu, ikinci buyruğuyla da eski haline döndü. Tanrılar onun sözünün güç ve etkisini görünce sevindiler ve tanrıların kıralı Marduk’u alkışlayıp ona saygılarını sundular. Asa, taht ve krallık giysisinden(?) oluşan krallık nişanlarını da kendisine verdiler, bunlara “düşmanı vuran karşı durulmaz bir silah” da ekleyerek dileklerini söylediler: “Git ve Tiâmat’ın hayatını kes!”

Marduk döğüşe hazırlanmak üzere kalkıp gitti. Kendine bir yay yaptı, okuna bir temren taktı ve sağ eline kalın bir sopa aldı. Yayıyla okluğunu omuzuna astı; fırtına tanrısı gibi önü sıra şimşeği gönderdi; gövdesini yakıcı bir alevle doldurdu;bir ağ yaptı ve onu Anu’nun armağanı olan dört yele taşıttı; bunlara yardımcı olsun diye yedi yel de kendisi yarattı; yağmur selini boşandırdı ve kanı donduran dört efsanevi yaratık tarafından çekilen korkunç fırtına arabasına bindi. Korku salıcı bir örme demir zırha bürünmüş, başının etrafında göz kamaştırıcı bir parlaklık ve çeşitli ürkütücü özeliklerle de donanmış olarak, çevresinde pervane olan tanrılar kalabalığıyla birlikte, Marduk yenilmez görünen Ti’âmat’la karşılaşmak üzere yola çıktı,

Marduk’un böyle bütün dehşet salıcı gücünü ve göz kamaştırıcı görkemini kuşanmış olarak ortaya çıkışı bile Kingu’yla ona yardım edenlerin aklını şaşırttı. Yalnız Ti’âmat sarsılmadı; iğneleyici sözlerle takılarak onu kutladı ve -görünüşe göre- kuvvetli bir kükremeyle genç tanrıyı korkutmak istedi. Fakat Marduk babası Ea ve dedesi Anu’ya göre daha dayanıklı bir hamurdan yapılmıştı. Hiç istifini bozmadan, kötülük hazırlıkları yüzünden Ti’âmat’ı sert ve yaralayıcı sözlerle suçlayarak teke tek vuruşmaya davet etti! “Ti’âmat bunu duyunca, çılgına dönmüş biri gibi oldu (ve) soğukkanlılığını yitirdi. Sesinin çıktığı kadar (ve)çılgınca haykırdı,” ta temellerine kadar sarsıldı! Ama meydan okumayı da kabul etti ve ikisi göğüs göğüse çarpışmak üzere biribirine yaklaştılar. Marduk ağını açıp attı ve Ti’âmat’ı ağıyla sardı. “Ti’âmat Marduk’u yutmak için ağzını açınca,o, dudaklarını bir daha kapa[ya]masın diye, içeri kötülük yelini sürdü.”Kuduran yeller Ti’âmat’ın vücudunu şişirip gererken, ağzından içeri bir okattı; ok Ti’âmat’ı kalbinden vurarak hayatına son verdi. Marduk böylece Tiâmat’ı öldürdükten sonra, cesedini yere attı ve üstüne çıkıp durdu. Ti'âmat’ın izleyicileri, önderlerinin öldüğünü görünce dağılıp kaçmağa çalıştılarsa da hiçbiri kaçamadı.

Düşman tanrılar hapsedildi, silahlan ellerinden alındı. Marduk Kingu’dan yazgı tabletini aldı, onun sahibi olduğunu kanıtlamakve el koyuşunu yasallaştırmak üzere kendi mührüyle mühürledi ve kendi göğsüne taktı. Tutsak tanrılar üzerindeki denetimini güçlendirdikten sonra Ti’âmat’a döndü; aman vermez sopasıyla kafasını yardı, ana damarlarını kesti ve kanını kuzey yeliyle güneye doğru ücra ve sapa yerlere taşıttı. Son olarak Ti’âmat’ın dev gövdesini iki parçaya bölerek evreni yarattı. Gövdenin bir yarısıyla göğü, öteki yarısıyla yeri yaptı, sonra Anu, Enlil ve Ea’nın herbirini kendi bölgesine yerleştirdi.

Marduk chases Tiamat.

Bundan sonra büyük tanrılar için gökte konaklar yarattı; doğuş ve batışlarıyla yılı, ayları ve günleri belirlemek üzere, takımyıldızları gökte yerlerine yerleştirerek takvimi düzenledi; güneşin çıkıp girmesi için doğuda ve batıda kapılar inşa etti; göğün tam ortasına da başucu noktasını çaktı; aya ışık saçtırarak geceyi ona emanet etti. gök cisimlerinin yaratılıp düzenlenmesini anlatan tablet, aya verilen birtakım ayrıntılı emirlerden sonra, kırılmış durumdadır.

Ti’âmat’tan yana olmuş ve şimdi hapsedilmiş olan tanrılar, zaferikazananların hizmetine verilip onların bakımını sağlamakla görevlendirildiler.ancak bu önemsiz görev bile onlara o kadar ağır geldi ki, Marduk'tan bu yükünkaldırılmasını istediler. Marduk tutsak tanrıların sözlerini dinleyince, insanıyaratıp yenilmiş tanrıların görmek zorunda oldukları hizmeti ona yıkmağa kararverdi.Ea’yla danışma sonucunda, ayaklananların elebaşısı öldürülerek kanıylainsan soyunun yaratılmasına ve tutsak tanrıların serbest bırakılmasına kararverildi, yüce mahkeme kurulup kingu buraya çıkarıldı ve suçlandı."çatışmayı yaratan”,“Ti’âmat’ın ayaklanıp savaşa hazırlanmasına sebepolan” oydu. buna göre, kingu bağlanıp Ea’nın huzuruna getirildi.

Marduk’un akıllıca tasarıları üzerine hareket eden Ea, bazıtanrıların da yardımıyla, kingu’nun atardamarlarını kesti ve kanından insansoyunu yarattı. Artık insan, yenilmiş tanrılar ordusunun işini üstlenerek, Babil’in bir dolu tanrısını besleyecekti.

 

Bundan sonra Marduk tüm Anunnaki’leri -ilk dönemlerde gökteki ve yerdeki bütün tanrıların genel adı olmuş gibi görünen bir terim- ikiye ayırdı. Üç yüzünü göğe, üç yüzünü de yere atadı ve her gruba uygun görevleri paylaştırdı.

Anunnaki’ler,Marduk'un eliyle özgürlüğe kavuşmalarından dolayı minnet ifadesi olarak Babil kentini ve Marduk’un büyük tapınağı, çok katlı kulesiyle Esagila’yı inşa ettiler. Sonra tanrılar, neşeli bir şölenden sonra resmi bir kurultay yaparak Marduk'un Elli Adını  yüksek sesle okudular. Ti’âmat’a karşı savaşa gitmesinden önce Marduk’u en yüce egemenlik güç ve yetkesiyle donatmak üzere daha önce Kurultay Sarayında bir araya geldikleri gibi, şimdi de aynı yerde toplanarak tüm tanrıların yetki ve yetenekleriyle birlikte bu elli ünvanı resmen ona verdiler ve böylece,Marduk’un bütün yaptıklarını daha da ileri değerlendirerek, “yolunu yollar arasında birinci” kıldılar.

Şiir,insanları, kendileri için her şey yolunda gitsin diye, bu adları inceleyip öğrenmeye, bellekte tutmaya ve Marduk’un saltanatında sevinip mutlu olmaya teşvik eden bir son deyişle bitmektedir.

 Alexander Heidel : Enuma Eliş Babil Yaratılış Destanı

 
Eklenme Tarihi : 24.11.2014 15:52:28
Okunma Sayısı : 2527

Yorumlar

Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Yorumunuz