Fotoğraf Galerisi
Mars-Ay-Venus
Mars-Ay-Venus
Tüm Fotoğraflar

Anket
Günün Sorusu
Sizce Ufo'lar Gerçek mi
 
   
Sayaç
Online : 37
Toplam : 44
Ziyaretçi
 

Çanakkale'de Kaybolan İngiliz Alayı...

Türkiye'nin en gizemli bölgelerinden biri de, Çanakkale Boğazının çevresinde yer alan, kadim Misya yöresi dahilinde yerleşik olan ve Çanakkale iliyle, Gelibolu Yarımadasını ve kadim Troya kentini kaplayan alandır.Bu bölgenin, tarihin gidişini etkileyecek çapta gizemli fenomenlere sahne olmak gibi bir özelliği vardır.

Yaklaşık İ.Ö. 1100 Yıllarında, bu bölgede, Grek Mitolojisinin Tanrıları ile Kahramanlarının sürekli olarak ortaya çıktıkları ve savaşan ölümlülerin çarpışmalarına katıldıkları efsanevi Troya Savaşı yapılmıştı. İşte, Troya Savaşının kaderini tayin eden de, Tanrı denilen Varlıkların, ya da daha ziyade, Yüce Güçlerin Temsilcilerinin ölümlü beşerlere bu şekilde müdahale etmeleri olmuştur. Bin yıl kadar sonra,İ.Ö. 72 yılında, Romalı general Lucullus'un emrindeki birlikler, Pontus Kralı VI. Mithridates'in ordusuyla Çanakkale yakınlarında karşı karşıya geldi.Romalı işgalcilerden sayıca çok üstün olan Pontus Kralı, galip geleceğinden kesinlikle emindi. Ne var ki Grek yazar Plutarch'a göre, VI. Mithridates'in tam Roma ordusuna saldırmaya hazırlandığı sırada, çok tuhaf bir olay meydana geldi: Birdenbire gökyüzü açıldı ve iki ordu arasına, gökten parlak, gümüşi renkte, silindir biçiminde büyük bir obje indi. Bu fenomen her iki orduyu da şaşkınlığa uğrattı ve hareketsiz bir hale getirdi.

Yukarısı'nın, günümüzde bir Ufolojik tezahür olarak tanımlayacağımız bir fenomen vasıtasıyla beşerlere müdahale etmesi, anlaşıldığı kadarıyla, Pontus Kralı'nı kaçırtmış ve Lucullus'un galip gelmesini sağlamıştır. Tarihin çizgisi, bir kez daha Çanakkale Boğazının çevresinde çizilmiş ve beşer tarihinin Gerçek Mimarları, bir kez daha mevcudiyetlerini hissettirmişlerdi.
Yaklaşık 2000 yıl sonra aynı bölgede yapılan ve tarafların kaderini tayin edici mahiyette olan bir diğer savaş da,bütün bir alayın ortadan kaybolmasına yol açan çok daha tuhaf bir fenomene sahne olan Çanakkale Savaşıydı...Ağustos 1915 sabahı, bir İngiliz alayı, Anafartalar'daki Suvla Koyunda, 60 No'lu Tepe (Kayacıkağılı) yakınlarındaki garip bir yer bulutuna girmiş ve bir daha hiç görülmemişti.Daha sonra da bu alayın kayıp olduğu rapor edilmişti.Olayın tanıkları olan Sappers F. Reichart (4/165), R.Newnes (13/416) ve J.L. Newman (numarası verilmemiş)imzaladıkları bir raporda gördüklerini şu şekilde anlatıyorlardı: • Güneş doğduğunda hava gayet açıktı, görünürde tek bir bulut yoktu ... Ancak, 60 No'lu Tepe üzerinde ekmek biçiminde altı ya da sekiz adet bulut asılı duruyordu ,hepside aynı biçimdeydi.Saatte 7 ya da 8 km'lik bir hızla güneyden esen rüzgara rağmen bu bulutlar pozisyonlarını hiçbir şekilde ya da biçimde değiştirmedikleri gibi, rüzgarın etkisi altında da sürüklenmediler. Yerden 150 metre yukarıda yer alan gözlem noktamızdan görüldüğü kadarıyla, yaklaşık 60 derecelik bir yükseklikte öylece asılı duruyorlardı. 

Bu bulut grubunun tam altına rastlayan yerde, arazi üzerinde,aynı biçimde olan ve sabit duran, yaklaşık 250 metre uzunluğunda,60 metre yüksekliğinde ve 60 metre genişliğinde bir bulut bulunuyordu. Bu bulut tamamen yoğundu ve hemen hemen katı bir madde yapısında görünüyordu ... Tüm bunlar, yerdeki bulutun 2500 metre kadar güneybatısında,Rododendron Dağı Burnu üzerindeki siperlerimizde yerleşmiş bulunan NZE l'nci Sahra Bölüğünün 3'ncü Takımının yirmi iki askeri tarafından gözlemlenmişti. Gözlem noktamız 60 No'lu Tepeye 90 metre kadar yukarıdan bakıyordu.Sonradan anlaşıldığına göre bu tuhaf bulut kuru bir dere yatağının ya da çökmüş bir yolun (Kayacık Dere) üzerinde bulunuyordu ve arazi üzerinde böylece dururken yanları ile uçlarını mükemmel bir şekilde görebiliyorduk. Öteki bulutlar gibi açık gri renkteydi.Daha sonra, birkaç yüz kişiden oluşan lngiliz alayı Fırst Forth Norfolk'un bu çökmüş yol ya da dere boyunca 60 No'lu Tepeye doğru ilerlediğini farkettik. 60 No'lu Tepe üzerindeki birlikleri takviyeye gidiyor gibiydiler. Ancak,sözkonusu buluta ulaştıklarında, hiçbir tereddüt göstermeksizin doğrudan bulutun içerisine ilerlediler. Sonunda,60 No'lu Tepe üzerinde yayılarak savaşmak üzere hiç kimse ortaya çıkmadı. Bir saat kadar sonra, yürüyüş kolundaki son erler de bulutun içerisinde kaybolduktan sonra aynı bulut,gayet rahat bir şekilde yerden kalktı ve herhangi bir bulut ya da sis gibi, yavaşça yükselerek, raporun başında değindiğimiz diğer bulutların yanına katıldı. Tüm bu süre boyunca bu bulut grubu aynı yerde asılı kalmıştı ve o tuhaf yer bulutu kendi seviyelerine yükselir yükselmez hepsi birlikte kuzeye, yani Trakya'ya doğru  ilerlemeye başladılar.Kırkbeş dakika içinde gözden kaybolmuşlardı.

Sözkonusu Alay kayıp ya da yok edilmiş olarak bildirildi.İngiltere, Türkiye'den bu alayın geri verilmesini istediğinde, Türkiye, bu alayı ne esir aldığını, ne temas ettiğini ve ne de böyle bir alayın varlığından haberi olduğunu belirten bir yanıt vermişti. 1914-1918 yılları arasında bir lngiliz Alayı 800 ile 4000 kişi arasında oynayan bir güçten oluşurdu.Bu olayı gözlemlemiş olan bizler, Türkiye'nin sözkonusu Alayı hiçbir zaman esir aımadığını ya da temas etmediğini teyit ederiz .. .

Charles Berlitz, bu vakayı,"özel manyetik alanların yada sismik fayların yahut her ikisinin birden bulunduğu,yerlerin civarında ,bilinmeyen Varlıkların müdahalelerinin söz konusu olabileceğini gösterdiği için, ilginç bulmaktadır.Aslında, Berlitz'in bu açıklaması, müdahale kelimesini kullanmaısından ötürü önem kazanmaktadır. Çünkü, bu ifade,Çanakkale Savaşındaki fenomeni, müdahale unsuru taşıyan önceki olaylarla bağlantılandırmaktadır. Belirtz, bu sözleriyle , Çanakkale Boğazı civarındaki gizemli bir bölgenin varlığına da işaret etmiş olmaktadır.



Berlitz'in değindiği üzere, bu bölge, bir fay hattının üzerinde yer alır, ve bu alan dahilindeki manyetik tesirler sorununa ışık tutabilecek olan bazı hususları açıklığa kavuşturmakta yarar vardır. Araştırmacı Robin Collyns, aynı konuyu işlediği bir yazısında, John Hargrave'in Suvla Koyu çıkartmasına ilişkin olarak yaptığı bir açıklamayı aktarırken,"21 Ağustos 1915 tarihinde, birkaç tabur, pusula ibresinin aşırı derecede kuzeye doğru sapmasından ötürü bu alanda yönlerini kaybetti," demektedir. Collyns, olaya yol açan garip bulutların, aslında, İngiliz Alayını kaçıran ve manyetik düzensizliklere yol açan uzay gemileri, yani Ufolar olup olmadıklarını sorn1aktadır. Bu, üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur. Bu konudan olmak üzere, dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da, yeraltı dünyasına açılan
kadim girişin mevcudiyetidir. Bu tür girişlerin. daha başka metodların yanısıra herhangi bir davetsiz misafire karşı, tecrit edici bir perde işlevini görecek olan bir manyetik alan ile korunduğu söylenir.

Grek Mitolojisinde geçen Tebai Kralı Athamas'ın, ilk eşi Nephele'den Phrixus adında bir oğlu ve Helle adında da bir kızı olur. Bir süre sonra Nephele'den bıkan Athamas, Ina adında ikinci bir hanım alır. Ina, sahte bir kehaneti öne sürerek,çocuklarını kurban etmesi için Athamas'ı ikna eder.Çocuklar tam öldürülecekleri sırada, anneleri Nephele, ki bu isim bulut anlamına gelmektedir, ortaya çıkar, ve onları sisleri ve dumanları ile sarıp sarmalayarak , Hermes'in kendine verdiği, postu altından olan ve uçan bir koçun sırtına bindirir.

Phrixus ile Belle, bu uçan koçun sırtında havalanarak,Tebai'den kaçarlar, Tam Çanakkale Boğazının üzerinden uçarlarken, bir fırtına kopar, ve zavallı Belle, koçun sırtından düşerek, Çanakkale Boğazında boğulur,bunun üzerine buraya Helle'nin Denizi anlamına gelen Hellespoot adı verilir. Fırtınayı atlatan Phrixus, altın koç tarafından Colchis'e götürülür. Koç, hurada, Zeus'a kurban edilir. Bu koçun altın postu, daha sonra, Jason ile Argonotlar'ın arayacakları ünlü Altın Post haline gelecektir.

Görüldüğü gibi bu son derece ilginç bir öyküdür. Bir bulut ortaya çıkmakta ve iki çocuğu sisli perdesiyle sararak çevredeki kişilerce görünmeyecek bir hale getirip, böylece bir uçan altın araca nakletmektedir. Gelibolu'da gözlemlenmiş olan kaybolma fenomeni ile bu efsane arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır. Belki tüm alay da, Collyns'in kuşkuland1ğı gibi aynı şekilde, bir Ufoya nakledilmişti. Acaba, buluta girdiklerinde demateryalize olup, sonra Ufonun içinde materyalize mi olmuşlardı? Bu tür bir ışınlama vakası olabilirdi. Fakat, olaydan sonra·bulutun dağılmayıp, tuhaf şekilli öteki bulutlara katılmış olması, ve hepsinin birden Trakya yönünde uzaklaşmaya başlaması, bulutun kendisinin bir Ufo olabileceğini akla getirmektedir. Ufolar, iyonlaşma yoluyla, bir bulut görüntüsü oluşturabilirler. Ufolojik literatürde,bulut görünümünde olan Ufolara ilişkin gözlemlere sık sık rastlanır.

Bu efsanenin geriye kalan kısmı da çok ilginç bazı unsurlar taşımaktadır. Örneğin, öyküde anlatılan olayın, Gelibolu'da meydana gelen kaybolma vakasıyla benzerliğinden öteye, efsanenin odaklandığı yerlerden biri gerçekten de Çanakkale Boğazının (Kadim Hellespont) kendisidir.Bu son derece ilginç bir husustur.

Gözden kaçırılmaması gereken bir diğer nokta da, tam Çanakkale Boğazı üzerindeyken bir fırtınanın kopmasıdır.Uçmakta olan bir aracın bu saha üzerinden geçişini etkileyen bir fırtına, bir manyetik bölgenin yıkıcı mahiyetteki güçlerinin faaliyete geçişini kapsayan bir olay olabilir, ki bu tür güçler, bu bölgede gerçekten de mevcuttur.

Bu efsanenin bir başka ilginç yanı da, altın koçun izlediği Tebai, Çanakkale Boğazı. Colchis yoludur. Colchis Karadeniz'in doğu kıyısında, Kafkaslar'ın eteklerinde, Elbruz Dağından pek uzak olmayan bir noktada yer alıyordu : Dolayısıyla ayrıca dünya mitolojilerinin en ünlü yolculuğu olan Argo'nun Yolculuğunda varış mahallini de oluşturan kutsal Colchis, Agarta'nın kadim girişlerinden birinin yakınında bulunmaktaydı. Ve, Troya Ovası da, Çanakkale Boğazı kıyılarında uzanır. İşte, Hermes'in sağladığı kadim bir uçan aracın izlediği bu rota, iki ayrı kadim Agarta girişinin yer aldığı iki gizemli bölgeyi birbiriyle irtibatlandırmaktadır.

Şu hususu 'da hemen hatırlatmalıyız ki, kutsal yerleri birbirine bağlayan düz hatların, Ufoların uçuş yörüngelerine tekabül ettiği söylenmektedir.

Dahası Hermes'in, fizik dünyadan ayrılan canları Hades'e,yani yeraltı dünyasına götüren Grek Tanrısı olduğunu da biliyoruz. Acaba, Hermes, gerçekte, Agarta'nın Yüce Konseyinin, yeraltı şebekesinin girişlerine ulaşabilmeleri amacıyla bazı kişilere yol gösteren bir Habercisi miydi?
 
Eklenme Tarihi : 18.03.2015 00:50:39
Okunma Sayısı : 2008

Yorumlar

Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Yorumunuz