Fotoğraf Galerisi
Messier 8
Messier 8
Tüm Fotoğraflar

Anket
Günün Sorusu
Sizce Ufo'lar Gerçek mi
 
   
Sayaç
Online : 182
Toplam : 184
Ziyaretçi
 

Marduk'mu...

Kuzey Amerika'nın Hopi yerlileri gibi, islam öncesi İran’ın Zerdüşt Aryanları, bizim şu anda yaşadığımız çağdan önce üç yaratılış evresinin olduğuna inanıyorlardı. İlk çağda insanlar saf, günahsız ve uzun boyluydular ve uzun süre yaşıyorlardı ancak çağın sonlarına doğru kötü olan, kutsal tanrı Ahura Mazda'ya savaş ilan etti ve korkunç bir felaket yaşandı. Üçüncü çağda, iyi ve kötü tam olarak dengedeydi. Dördüncü çağda (şu anki çağ) kötülük başlangıçta muzaffer oldu ve o gün bugündür hâkimiyetini devam ettirmektedir.

Dördüncü çağın sonunun yakında geleceği tahmin edilmektedir ancak bizi burada ilgilendiren şey birinci çağın sonundaki felakettir. Bu bir taşkın değildir ancak birçok küresel tufan söylencesiyle birleştiği için arada bir bağlantı olması kuvvetle muhtemeldir.
Zerdüşt metinler bizi kadim iranlıların çok uzun zaman önce yaşamış atalarının "Airyana Vaejo" olarak rivayet edilen, dünyanın ilk çağında yeşeren ve Ahura Mazda'nın ilk iyi ve mutlu yaratılışı olan yerde yaşadığı, yeryüzünde cennetin olduğu bir zamana götürürler.Ari ırkın efsanevi doğum yeri ve yurdudur bu.

Airyana Vaejo'da o günlerde yedi ay yaz ve beş ay kış olmak üzere ılıman ve bereketli bir iklim yaşanıyordu. Yaban hayatı ve mahsülleri zengin, çayırlarından akarsular akan bu cennet mekân, Angra Mainyu ya da Kötü Olan'ın saldırısından sonra on ay kış ve sadece iki ay yaz olan yaşanmaz bir mekâna dönüştü:
Ben, Ahura Mazda'nın yarattığı iyi mekânların ve ülkelerin ilki Airyana Vaejo idi... Daha sonra ölümle ve yıkımla dolu Airyana Vaejo bunun zıddı olan bir yılanı ve kışı yarattı. Orada şimdi, suya, toprağa, ağaçlara on ay kış ve iki ay yaz geldi... Oraya sürekli kar yağdı; bu, belaların en uğursuzuydu... 

Airyana Vaejo'nun ikliminde ani ve çarpıcı bir değişim olmuştur. Zerdüşt metinler bu konuda şüphe bırakmaz. Daha öncesinde Ahura Mazda'nın çağırdığı göksel tanrıların bir toplantısından bahsederler ve "Airyana Vaejo'da oldukça ünlü olan iyi çoban adaletli Yima'nın bu toplantıya tüm mükemmel ölümlülerle katıldığını" söylerler.

İşte bu noktada kutsal kitaplardaki tufan söylenceleri ile tuhaf benzerlikler ortaya çıkmaya başlar çünkü Ahura Mazda toplantıyı fırsat bilip Kötü Olan'ın kudreti nedeniyle olacaklardan ötürü Yima'yı uyarır:

Ve Ahura Mazda Yima'ya şöyle dedi: "Adaletli Yima... Maddi âleme şiddetli, yıkıcı bir buzlanma, ölümcül bir kış gelmek üzere. Maddi âleme kışın uğursuzluğu çökecek, çok fazla kar yağacak... Ve yabanda, dağ zirvelerinde, vadilerin derinliklerinde ahırlarda yaşayan canlılar yok olacak. Bu nedenle kendine bir sığınak(var)inşa et. Oraya irili ufaklı her tür hayvanın; sığırların, evcil hayvanların, insanların, köpeklerin, kuşların hepsinden birer tane getir.

Orada sular aksın. Kuşları, suyun kenarındaki, ebedi yeşilliğin içindeki ağaçlara koy. Oraya en güzel, en kokulu, her bitki türünden ve en lezzetli meyvelerden örnekler koy. Bu tür şeyler ve yaratıklar var'da(sığınak) oldukları sürece yok olmayacaklar. Oraya bozuk, iktidarsız, meczup, uğursuz, aldatıcı, kinci, kıskanç hiçbir yaratık koyma; cüzamlı ya da dişleri bozuk olan kimseyi de koyma..."
 

Yima'nın ilahi ilhamla yaptığı var(sığınak) ile Nuh'un ilahi ilhamla yaptığı gemi arasında yalnızca tek bir gerçek fark var: Gemi, dünyayı sulara gömerek yaşayan her canlıyı yok edecek korkunç ve yıkıcı bir tufandan kurtulmanın yoludur; var ise yeryüzünü dondurucu bir buz tabakası ve karla kaplayarak yaşayan her canlıyı yok edecek korkunç ve yıkıcı bir "kış" tan kurtulmanın yoludur.

Zerdüşt metinlerinin bir diğeri olan Bundahish'de (Orijinal Avesta'nın kayıp bir kısmındaki kadim bilgileri içerdiğine inanılır), Airyana Vaejo'yu helak eden buzlanma felaketi hakkında daha fazla bilgi verilmektedir. Angra Mainyu "öldürücü derecede şiddetli" buzlanmayı gönderdiğinde "göklere de saldırdı ve dengesini bozdu". Bundahish'te anlatılanlara göre bu saldırı, buz katmanları yayılınca Kötü Olan'ın gökyüzünün üçte birini ele geçirmesine ve onu "karanlığa boğmasına" neden oldu.


Tarif edilemez soğuk, ateş, depremler ve göklerin dengesizliği Asya'nın Batı'sına diğer uzak bir ülkeden geldiği bilinen İran'ın Zerdüşt arileri, tesadüf eseri olmayacak şekilde büyük tufanı çağrıştıran kadim söylencelere sahip tek halk değil. Gerçekten de, her ne kadar bunlar genellikle tufanla ilişkilendirilseler de ilahi uyarı ile insanlığın bir kısmının küresel bir felaketten kurtulması teması dünyanın diğer birçok farklı yerinde de (ani buzlanma temasıyla ile ilintili olarak) mevcuttur.

Güney Amerika'da, modern Paraguay, Arjantin ve Şili sınırlarına yayılmış Gran Chaco'nun Toba Yerlileri, "Büyük Soğuk" dedikleri şeyin gelişini anlatan kadim bir efsaneyi hâlâ anlatırlar. Uyarı, Asin adlı yarı ilahi bir kahraman figürden gelir:

Asin bir adama toplayabildiği kadar odun toplamasını ve kulübesini kalın saman katmanlarıyla kaplamasını söyledi çünkü büyük bir soğuk yaklaşıyordu. Kulübe hazır olur olmaz Asin ve adam kendilerini içeriye kapattılar ve beklemeye başladılar. Büyük soğuk gelip çattığında donmak üzere olan insanlar yakacak odun dilenmeye geldi. Asin merhametsizdi ve sadece arkadaşlarına köz parçaları verdi. İnsanlar donuyordu ve bütün gece inlediler. Gece yarısı genç yaşlı, kadın erkek herkes ölmüştü...Bu buz ve tipi uzunca bir süre devam etti ve yakılan tüm ateşler söndü. Buz deri kadar kalındı.

Zerdüşt söylencelerinde büyük soğuğa büyük bir karanlığın eşlik ettiği görülmektedir. Bir Toba büyüğüne göre bu dertler verilmiştir çünkü yeryüzü insanlarla dolunca değişmek zorundadır. Dünyayı kurtarmak için nüfus azaltılmalıdır... Uzun karanlıkta güneş ortadan kaybolmuş ve insanlar aç kalmıştır. Besinleri tükendiğinde çocuklarını yemeye başlamışlar. Sonunda hepsi ölmüş...

Mayaların Popol Vuh'u, tufanı "dolu, kara yağmur ve tarif edilemez bir soğuk" ile ilişkilendirir. Popol Vuh ayrıca bu dönemde "dünyanın her yerinin bulutlu ve alacakaranlık, Güneş ile Ay'ın yüzünün kapalı" olduğunu da belirtir. 

Diğer Maya kaynakları bu garip ve ürkütücü olayların insanlık tarafından "kadim ataların zamanında deneyimlendiğini" belirtir. "Güneş hâlâ parlak ve berraktı. Sonra gün ortasında karardı,güneş ışığı tufandan sonraki yirmi altı yıl boyunca görünmedi."

Birçok tufan ve felaket efsanesinin büyük bir karanlığın yanı sıra göklerin görünüşündeki diğer değişikliklere de atıflarda bulunulmuştur, örneğin, Tierra del Fuego'da Güneş'in ve Ay'ın "gökyüzünden düştüğü", Çin'de ise "gezegenlerin yörüngelerini, Güneş, Ay ve yıldızların ise hareketlerinin değiştirdiği" söyleniyordu. İnkalar "kadim dönemlerde gökyüzü yeryüzüne savaş açtığında And Dağları'nın yarıldığına" inanıyorlardı Kuzey Meksika'nın Tarahumaraları Güneş'in yörüngesindeki bir değişiklikten ötürü dünyanın yok oluş efsanelerini korumuşlardır. Aşağı Kongo'dan bir Afrika efsanesi "Uzun zaman önce Güneş, Ay ile karşılaştı ve ona çamur atarak parlaklığını aldı. Bu karşılaşma gerçekleştiğinde büyük bir tufan vardı... der.Kaliforniya'nın Cahto yerlileri "Gökyüzünün düştüğünü” söylerler. Kadim Greko-Romen efsaneler Deucalion tufanının öncesinde şaşılası göksel olayların olduğundan bahseder.Bu olaylar Güneş'in oğlu Phaeton'un (Fayton) babasının arabasını çaldığı ancak arabayı onun gibi idare edemediği hikâyede ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır:

“Kızgın atlar iplerin deneyimsiz ellerde olduğunu hemen anladılar. Geriye, ileriye, oraya buraya saparak alışılmış güzergâhlarının dışına çıktılar; daha sonra tüm dünya, muhteşem Güneş'in gökyüzündeki sabit yörüngesini izlemektense çılgın bir şekilde hızlandığını ve bir meteormuşçasına ok gibi aşağıya indiğini görerek şaşkına döndü.”

Amerika'da su taşkınlarıyla beraber volkan ve depremlerden sıklıkla bahsedilir. Şili'deki Auracanianlar "su taşkınına şiddetli depremlerle birlikte volkanik patlamaların neden olduğunu" oldukça net bir şekilde söylerler. Guatemala'nın batısındaki dağlarda yer alan Santiago Chimaltenango'daki Mam Mayaları kıyametin araçlarından biri olan "yanan zift seli" ile ilgili anılarını hâlâ korumaktadırlar. Arjantin'deki Gran Chacao'da yaşayan Mataco yerlileri "tufan zamanında güneyden kara bir bulutun gelip tüm gökyüzünü kapladığından" bahseder. "Şimşekler çaktı ve fırtına koptu. Ancak düşen damlalar yağmur gibi değildi. Ateş gibiydi..." 

Güneş'i kovalayan canavar

Diğerlerinden çok daha canlı anılara sahip bir kadim kültür vardır; en canlı halinde Nordik ozanlarının ve bilgelerin şarkılarında hatırlanan bir kültür olan,Almanya’nın ve İskandinavya'nın Teutonic kabileleri. Bu şarkıların anlattığı Hikayeler bilginlerin hayal ettiğinden çok daha eski bir geçmişe dayanırlar ve inanılmaz büyüklükte bir felaketi hatırlatmak için bilindik imgeleri Tuhaf sembolik araçlarla ve mecazi bir lisanla birleştirirler:

Doğudaki büyük bir ormanda yaşlı dev bir kadın, babaları Fenrir olan kurt yavruları dünyaya getirdi. Bu canavarlardan biri Güneş'i ele geçirmek için kovaladı. Kovalamaca nafileydi ancak kurt her mevsim daha da güçlendi ve sonunda Güneş'e vardı.

Parlak ışınları bir bir söndü. Kızıl bir renk aldı, sonra tamamen yok oldu.Bundan sonra dünyayı korkunç bir kış kapladı. Ufuktaki Her noktadan kar fırtınaları geldi. Dünyanın Her köşesinde savaşlar patlak verdi. Kardeş kardeşi öldürdü, çocuklar artık kan bağına saygı duymadı. İnsanın kurttan farkı olmadığı, birbirini yok etmeye can attığı bir dönemdi. Çok yakın bir zamanda dünya hiçliğin derinliklerine batacaktı.

Bu arada tanrıların uzun süre önce dikkatlice bağladığı Kurt Fenrir zincirlerini kopardı ve kaçtı. Kendini şöyle bir silkeledi ve dünya sallandı. (Dünyanın ekseni olarak anılan) Dişbudak ağacı Yggdrasil köklerinden dallarına kadar sarsıldı. Dağlar tepeden tırnağa sallandı, yarıldı ve buralarda yeraltında meskenleri olan cüceler uzunca bir süredir bildikleri ama artık yok olmuş girişleri ümitsizce ama nafile bir biçimde aradılar.

Tanrılar tarafından terk edilen insanlar yuvalarından sürüldüler ve yeryüzünden silindiler. Dünya'nın kendisi de şeklini şemalini kaybetmeye başlıyordu. Gökyüzündeki yıldızlar başıboş biçimde gelip boşluğa kayıyorlardı. Çok uzun bir yolculuktan harap ve bitap suya düşüp batan kırlangıçlar gibiydiler.

Surt adlı canavar dünyayı ateşe verdi; evren artık dev bir yangın yeriydi. Kayalardaki çatlaklardan alevler fışkırdı; Ve her yerde buhar hışlaması vardı. Tüm canlılar, tüm bitkiler yok oldu. Sadece çıplak toprak kaldı ancak gökyüzü gibi yeryüzü de yarık ve çatlaklarla doldu.Tüm nehirler, denizler yükseldi ve taştı. Her yandan dalgalar dalgalara çarptı. Kabardı ve her şeyin üstüne taştı. Dünya suyun altında kaldı...

Ancak büyük felakette tüm insanlık yok olmadı. Harap edici  yangının yok etmeyi başaramadığı Dişbudak ağacı Yggdrasil’in gövdesinde saklanan gelecek insanlık ırkının ataları ölümden kurtuldu. Sığındıkları bu yerde tek besinleri sabah şebnemi olmuştu.Böylece kadim dünyanın enkazından yeni bir dünya doğdu.Dağlar tekrar yükseldi ve oradan da coşkulu nehirler çağladı.

Teutonic efsanenin bahsettiği bu yeni dünya bizimkisidir. Aztek ve Mayaların Beşinci Güneş'i gibi bu da çok önceleri yaratılmıştır ve artık yeni değildir. "Dördüncü Çağ, 4 Atl (su)" hakkındaki Orta Amerika efsanelerinden birinin Nuh çiftini bir gemiye değil de Yggdrasil gibi bir ağaca yerleştirmiş olması tesadüf olabilir mi? "4 Atl taşkınlarla son buldu. Dağlar yok oldu... İki kişi kurtuldu çünkü tanrılardan biri çok büyük bir ağacın gövdesinde bir delik açmalarını ve gökyüzü çöktüğünde içine kıvrılmalarım emretti. Çift denileni yaptı ve kurtuldular. Torunları dünyanın nüfusunu yeniden çoğalttı."

Dünyanın birçok farklı yerindeki kadim söylencelerde aynı sembolik lisanın tekrar tekrar karşımıza çıkması garip değil mi? Bunu nasıl açıklayabiliriz? Büyük, bilinçdışı bir kültürlerarası telepati mi bu? Yoksa bu şaşırtıcı evrensel efsaneler çağlar önce, akıllı insanlar tarafından belli bir amaç için mi tasarlandı? Bu olasılık dışı önermelerin hangisi daha gerçekçi? Yoksa bu efsanelerin gizemi için başka açıklamalar mevcut mu?


Kaynak:Tanrıların Parmak İzleri Graham Hancock

 
Eklenme Tarihi : 08.07.2016 14:03:30
Okunma Sayısı : 1225

Yorumlar

Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Yorumunuz