Fotoğraf Galerisi
Ay,Venüs.Uranüs,Mars-2-
Ay,Venüs.Uranüs,Mars-2-
Tüm Fotoğraflar

Anket
Günün Sorusu
Sizce Ufo'lar Gerçek mi
 
   
Sayaç
Online : 140
Toplam : 140
Ziyaretçi
 

MKULTRA...

MKULTRA

 

MKULTRA

CIA’in Soğuk Savaş döneminde en gelişmiş ilaç zihin-kontrol programı olan MKULTRA idi.Tasarımcısı ve direktörü 3 Ağustos 1918 doğumlu Dr. Gottlieb parlak bir biyokimyager  ve CIA’in gerçek dâhisiydi.

Her ne kadar süper gizli MKULTRA 1964 yılında sona ermiş olsa da, geliştirilip bir versiyonu olan MK-SEARCH 1972 yılına kadar, Gottlieb’in önderliğinde devam etti. Bu dönemde zihin kontrolüne olan ilgi, Sovyetlerin mikrodalga kullanımı ile artti.1988 yılında,"güvenlik birimlerinin Sovyetlerin Amerikan Büyükelçiliği’ni mikrodalga ışınları ile bombardımana tuttuğunu fark etme­sinden otuz beş yıl sonra, Amerikan hükümeti bu ışınların amacı konusunda ikna olmamış ya da amacını paylaşmaya is­tekli olmamıştı.” Hükümet ne olduğunu biliyordu.Sovyetler Birliği insanların amaçlı düşünme yetilerini hasara uğratmak için metotlar geliştirmişti ve bilgilerini, Moskova’daki Birleşik Devletler büyükelçiliğindeki diplomatları etkilemek için kul­lanıyordu.

1994 yılında, MKULTRA programına dair bir rapor şu bil­giyi içeriyordu:

“1950 ve 60’larda, CIA karşı istihbarat ve örtülü eylem amaçları doğrultusunda insan davranışlarını kontrol et­mek için teknikler arayışında, ilaç, psikolojik ve diğer araçlar kullanarak yoğun bir insan deneyi programı yürüttü.

1973 yılında CIA, MKULTRA’nın insan davranışı üzerindeki araştırma ve deneyleriyle ilgili dosyalarının büyük bir bölümünü kasıtlı olarak yok etti. 1977 yılında birim, finans ve bütçe kayıtlarında, indekste MKULTRA adı altında yer almayan başka MKULTRA dosyala­rına ulaştı. Bu dokümanlar CIA’in bu alanda yürüttüğü 150 den fazla alt projede detaylandırıldı, ama o dönem­de radyasyon kullanımına dair hiçbir kanıt bulunamadı.

CIA, Sovyetler Birliği’nin Amerikan elçiliği üzerinde­ki mikrodalga ışınları uygulamasına karşılık olarak, mik­rodalgaların insanlar üzerindeki kullanımını ve etkilerini test etti. Birim, bunun Danışmanlık Kurumu’nun saha­sının dışında olduğuna karar verdi.

... Kilise Komitesi bazı kayıtlara rastladı, ama aynı zamanda o dönemde MKULTRA uygulamasının, ‘test programının planlama ve onayına dair hiçbir kanıt bırak­madığını’ belirtti. MKULTRA teknik olarak 1964 yılın­da sonlandırıldı, ama çalışmaların bazıları, MKSEARCH adı altında CIA Bilim ve Teknoloji Direktörlüğüne bağlı Araştırma ve Geliştirme Kurumu’na aktarıldı ve 1970’lere kadar devam etti.

CIA, LSD deneylerinde ordu ile birlikte çalıştı. Ordu ile bu bağlantı önemlidir, çünkü Savunma Bakanı Wil­son, insan deneyleri için etik kuralları içeren 1953 di­rektifini MKULTRA’nın başladığı dönemde askeriyeye sundu. 

MKULTRA çalışmaları boyunca, CIA habersiz in­sanlar üzerinde sayısız deney yaptı. Bu insanlardan bi­rinin ölümünün ardından (Bir bilim insanı olan Frank Olson’a 1953 yılında LSD verilmişti ve Olson,bir hafta sonra intihar etti) dâhili bir CIA soruşturması, bu deneylerin  tehlikeleri konusunda uyardı.CIA bu uygulamayı en az on yıl daha sürdürdü. 1963 yılında yayınlanan IG (Müfettiş General) raporu habersiz yapılan deneylerin sonlandırılmasını önerdikten sonra, Planlamada Sorumlu Müdür Vekili Richard Helms (daha sonra ClA direktörü oldu) üstü örtülü testleri savunmayı sürdürdü ve bunu şu gerekçeye bağladı: İlaç kullanımı için olumlu operasyonel beceri, gerçekçi testlerin eksikliğine bağlı olarak kaybolmaktadır. Bu işin sanatı konusunda giderek artan bilgilerle, bu alanda Sovyet Birliği karşısında eksik kalıyoruz.’ Helms, ‘ahlaki sorunun’ yanı sıra, birime kar­şı mahcup olma riskini de göz önünde bulundurarak ha­bersiz deneylere ara verdi. Ayrıca kullanılandan daha iyi bir örtülü durumun yaratılmadığını da söyledi ve ekledi, ahlaki konuda söyleyecek bir sözümüz yok.’

İnsan deneyleri konusundaki ahlaki sorulara verecek yanıt­ları vardı, ancak onlar kayıtları yok edip gerçeği saklayarak ve gayretlerine devam ederek bu yanıtları göz ardı etmeyi seçtiler. Katılımcı her organizasyon, ulusal güvenlik yasalarını kullana­rak sorumluluk ve açıklamadan kaçındığı için, bugün de hiçbir şey değişmedi. Yok edilen kayıtlar, belki de davranış değişimi nedeniyle bazı idarecileri parmaklıklar ardına göndermek için gereken kanıtlardı. Bir kez daha bu deneylerle zarar gören bi­reylerin hakları tanınmadı ve hiçbir sorumluluk üstlenilmedi. MKULTRA’nın yaklaşık 150 alt projede, zihinsel kontrol için kimyasalların da ötesine geçtiği açıktı. Test deneklerinin  ve habersiz mağdurların zihinleri üzerinde etki sağlamak  için 1956 yılına kadar yumuşak müzik, ses, titreşen ışık ve kalıplı ışık kullanıldı. İnsanların uzaktan kontrol edilme fikri, yine MKULTRA Alt Proje No. 94 altında yürütülen projenin bir parçasıydı.

2005 sonlarında yayınlanan bir raporda, Japonya’nın en büyük telekomünikasyon şirketi Nippon Telgraf ve Telefon Kuruluşu, insanları uzaktan kontrol etmek için kullanılabilecek bir cihazın icat edildiğini duyurdu. Makaleye göre bu teknoloji güçlendirilmiş görsel gerçeklik ya da ses performansı için herhangi bir ses cihazında kullanılabilecekti. Profesyonel dansçıları taklit edip dinleyiciye itiraz şansı vermeden dans etmeye zorlama fikri ve diğer yenilikler tartışıldı. Bir tekno­lojinin isteksiz harekete sebep olabilme düşüncesi son derece önemlidir. “Bu, sarhoş olmaya ya da anestezi etkisi altında uykuya dalmaya çok benzeyen bir histir. Ama sanki görünmez bir el beyninizin içine uzanıyormuş gibi daha belirleyicidir.” Bu teknoloji elektriksel vurularla beyni etkileyerek kişinin kontrollü bir şekilde hareket etmesine yol açar. Onlar bu teknolojiyi görsel gerçeklik oyunlarında ve belli hareketleri öğretmek için dans kulüplerinde kullanmayı amaçlıyorlar. Gelecekte sesli cihazlara da eklenebilir.

Teknolojinin bu alanı, Hava Kuvvetlerinin günümüzde “Kontrollü Etkiler” adını verdiği yönde ilerliyor. Hava Kuv­vetlerinin kontrollü etkilere dair araştırma ve uygulamaları üç alanda toplanmaktadır .Ekipman/donanım, bilgisayar yazılımı ve insan operatör. Ekipmanın operatörü ideal durumda hedeftir. Kontrollü etkilerin amacı, operatörü kontrol etmek veya onun becerilerine müdahale edebilmektir.

A.B.D. Hava Kuvvetlerine ait bir yayın olan AFRL Technology Horizons’ta yer alan bir makaleye göre, insan beynini ve sinir sistemini çalışıp model alarak, insanı zihinsel olarak etkilemek ya da kafasını karıştırmak mümkündür. Duyusal hilelerle kişinin görsel hissini bulandırmak ya da aynı şekilde, ses, tat, dokunma ve koku duyularını karıştırmak için sentetik imgeler ya da hologramlar yaratmak mümkündür. Bunu bir düşünün. Gerçek deneyimlerden ayırt edilemeyen Sentetik hafıza, sentetik deneyimler. Bu, kontrollü etkilerin ürünüdür.

Açık bir teklif isteme dokümanında (RFP), Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı, “İnsan Etkililik Müdürlüğü Yönlen­dirilmiş Enerji Biyoetkileri Bölümü’nü destekleyen” araştırma­lar arıyordu. RFP’ye göre, “bu araştırmanın nihai hedefinin, Öldürücü Olmayan Silahların kullanımı ile birey ve gruplarda istenen davranışsal etkilerin kazanılmasını sağlayacak destekle­yici tahmine dayalı modeller içeren kapsamlı bir teori geliştir­mekti.” Bu teklif, projeler için 2009 yılına kadar açıktı.

Ordunun desteklediği kurumlar, bu araştırma alanların­da yenilikleri paylaşmak için düzenli olarak bir araya gelirler. Yönlendirilmiş Enerji Profesyonel Topluluğu, Birleşik Devlet­ler ordusu ve onların vekilleri için beyin takımıdır. Donanma- Hava Kuvvetleri, ordu tarafları ve diğer davetliler katılabilir .Gerekli olan tek şey konferans öncesi güvenlik kontrolüdür ve herkesin katılabileceği seanslar sınırlıdır. “Profesyonel toplu­luklar kullanmak her zaman askeri araştırmaları maskeleme­nin bir yolu olmuştur, ancak bugün, araştırmanın güçlü doğa­sından dolayı, sadece “bilmesi gereken” insanların erişebildiği bir gruptur. İnsan biyolojisini etkileyen sistemler ve yeni silah sistemleri de dahil pek çok alanda konferansları düzenleyen bu gruptur. Grup, yeniliklere yol açacağı, ve kurumları nihai hedeflere ulaştıracağı umuduyla başka bilim dallarıyla bütünleşme ve alışverişi teşvik eder. Dokuzuncu Yıllık Yönlendirilmiş Enerji Sempozyumu da dâhil bu konferanslar 30 Ekim-3 Kasım 2006 tarihleri arasında düzenlendi ve "kontrollü etkiler” uygulamaları ve diğer kullanımları araştıran askeri personel tarafından idare edildi.

Kontrollü etkilerin tarihine dönersek, Indiana Üniversitesinden Dr. William D. Neff 1968 yılında sesin sinir sistemine nasıl aktarıldığının kodunu araştırmıştı. O, sağırlığı tedavi etme ve diğer kullanımlar amacıyla, sesi beyne direkt olarak enjekte etmek için bir sistem geliştirmişti. Çalışması­nın hedefi buydu.

Son yıllarda Savunma Bakanlığı İleri Araştırma Projeleri Ajansı (DARPA) beyin kodlama ve beyinle direkt etkileşim kuracak elektronik mikro ve nano derecelerin gelişimi ile ilgili bir araştırma başlattı. Bu teknolojilerle ilgili pek çok araştır­ma yayınlandı. Bilimin çeşitli alanlarını bir araya getirerek ses, tat, dokunma ve görsel sistemlerde büyük atılımlar gerçekleşti. DARPA, bu alanda büyük başarılar ve ilerlemeler sağlayan çe­şitli uzmanları bir araya getirdi. Genel materyallere ek olarak, Kasım 2000’de DARPA tarafından yürütülen bir toplantıdan bir dizi rapor yayınlandı.Bu toplantı beyni kodlama alanında çoktan gerçekleştirilen atılımları inceliyordu. Raporlarda ayrıca  implant teknolojisinin insan ve hayvan beyni ile ilişkili doğası hakkında detaylı bilgiler yer aldı.Yeni mikroçip implant teknolojisi, insanların beyinleri ile bilgisayarlar arasında direkt etkileşim için kullanılabilecekti.

Bu araştırmada görev alan kurumlardan biri Arizona Üni­versitesi oldu. İlginç bir şekilde, DARPA konferansından bir­kaç gün sonra “New Scientist” bir haber yayınladı ve bu üni­versitenin, maymunların beyinlerine nakil yapmayı ve onları, kendi düşünceleriyle bilgisayar ekranını manipüle etme yö­nünde eğitmeyi başardıklarını duyurdu.O dönemde makale, beyindeki bilgileri gözlemleyip yorumlayan bu sistemin por­tatif olamayacak kadar büyük olduğunu belirtti. Ancak daha hızlı ve portatif ekipmanlar üretildikçe ve nano teknoloji ve mikro devre teknolojileri ilerleme kaydettikçe, bu durum da değişiyor.2003 yılında New Scientist'te yayınlanan bir ha­berde, ilave ilerlemelerin sağlandığı belirtildi. Beynin, anıları dağıtma ve depolamadan sorumlu bölgesinin -hipokampüs- silikon bir çipte yaratılabileceği yazıyordu. Bilim insanları, sıçanlarda beynin bu bölümünün bütün bir modelini yarat­mış ve sonra “bu modeli, beynin doğal bölümünü yapay olan­la değiştiren çipe aktarmıştı. Makaleye göre bunu başarmak için üç büyük engelle karşılaşmışlardı. “Hipokampüsün olası tüm koşullar altında nasıl işlev gördüğüne dair matematiksel bir model yaratmak, bu modeli silikon bir çipe programlamak ve sonra çiple beyini ara bağlama ile birleştirmek zorundaydı­lar.” 2003 yılının sonbaharında, bu teknolojiyi, sıçanlar yeri­ne maymunlar üzerinde test edebilecekleri noktaya geldiler."

O dönemde robot bir kolun hareketlerini kontrol etmek için maymunun beyninden gelen sinyalleri kullanmayı başarmış­lardı. Alanı Programlanabilir  Geçit Dizileri (FPGA) ve Yapay Nöral Ağlar (ANN) gibi yüksek teknolojiler, bu ilerlemeleri daha güçlü ve uyarlanabilir kılma potansiyeline sahiptir. Ne kadar olağandışı görünseler de, bu deneyler daha yeni yeni or­taya çıkmaya başladı. Bu çalışmalarda yer alan bilim insanları bunu beynin hasarlı bölgelerini değiştirmek ve sadece robot kolları kontrol etmek için değil, aynı zamanda insan bedenine sinyaller göndererek bedenin belirlenmiş yollarla tepki verme­sini sağlamak için bir yol olarak görüyor. Bu bilim ilerlemeye devam edecek ve her ne kadar bu teknolojinin yanlış kullanı­labileceği yönünde endişeler olsa da beyin hasarları geçiren ve bu tür teknolojik ilerlemelerden faydalanabilecek insanlar için çok şey vaat ediyorlar.

Kurumsal kayıtlar, patentler ve diğer raporlara göre icadın evrimi ve tarihi gösteriyor ki 21. yüzyılda bu teknolojileri ile­riye taşımak için yeni teknolojiler bir arada kullanıldı. Bu ilk projeler, şimdi seksen yıl sonra var olan kavramların temelini oluşturuyordu.

Bedeni ve zihni nelerin etkileyebileceğine dair bütün bir anlayış, bu ilk çalışmaların temeliydi. MKULTRA Alt Proje No.99, “katı ve sıvı kristallerin optik rotasyonlu gücü üze­rindeki çalışmaları desteklemesi” için gerçekleştirildi. Burada amaç, “basit optik perdelerin gelişimi ve elektrik alanları ile ışık yoğunluğunun modülasyonu için uygulamalı metotlar” geliştirirken, bu kristallerin olası uygulanma yollarını keş­fetmekti. Çalışma, insanın sinir sistemini etkileyecek fizik­sel metot çalışmalarını güçlendirecek bilgilerin kullanımını amaçlıyordu.

MKULTRA Alt Proje 119 “insan organizmadan gelen bi­yoelektrik sinyallerin kaydı, analizi ve yorumlanması ile ilgili bilimsel gelişmelerin incelenmesi ve uzak araçlar ile insan dav­ranışının aktivasyonu” konularını içeriyordu. Bu proje, beş ana alanda yanıt bulmak üzere tasarlanmıştı:

1- Biyoelektrik alıcılar: Toplama için önemli elektriksel potansiyel kaynaklar ve metotlar.

2- Kayıt: Amplifikasyon, elektronik kaset ve diğer çok kanallı kayıt.

3- Analiz: Otomatik bağlantı sağlayıcılar, spektrum ana­liz sağlayıcıları, vs. ve otomatik veri işlem ekipmanları ile koordinasyon.

4- Biyokimyasal, fizyolojik ve davranışsal indekslerle ko­relasyon için veri ölçümlemesi.

5- Uzak elektronik araçlarla insan organizmasının aktivasyonu için teknikler.

1976 yılında bir Birleşik Devletler patentinde beyin aktivitelerini gözlemleyip sonra da değiştirmenin mümkün olduğu anlaşılıyor. Her ne kadar cihaz hantal olsa da otuz yıl önce bile mümkün olan şeyin ilk modellerinden biriydi. “Amaç bir radyo frekans sinyali kullanarak beyin aktivitesini izlemek, yo­rumlamak, ardından kontrol etmekti”.Yakın zamanda, bir bil­gisayar ekranında beyni izlemek için çok daha güçlü sistemler geliştirildi. Bu yeni cihazlar bir insanın beyin aktivitesini ve kalıplarını değiştirmek için, diğer sinyal üreticileriyle birlikte beyin biyogeribildirimini kullanıyor.

1963 yılında, Planlamadan Sorumlu Müdür Vekili Richard Helms’in CIA’ye gönderdiği bir bildiride pek çok açıklama yer alıyordu; Helms, “habersiz” deney deneklerinin kullanımı için savunma yapmıştı. Bu bildireye göre “on yılı aşkın bir süredir, Gizli Servisler insan davranışını etkileme becerisi ge­liştirme görevine sahip ve bu görevin ilerlemesini sağlamada test düzenlemeleri operasyon açısından mümkün olduğunca gerçekçi ve olabildiğince kontrol edilebilir olmalıdır.” Bildiri­de bu araştırmaların çeşitli güvenlik birimleri, narkotik büro­su, hapishaneler müdürlüğü, adalet komisyonu ve soruşturma sorunlar yaşayan “çeşitli yabancı istihbarat ve/veya güvenlik birimleri” ile işbirliği içinde yürütüldüğü belirtiliyor. 1963 yı­lında olan şeyin, 2005-2006 yıllarında, Birleşik Devletler’den ilgili bireylerin temel insan haklarının yok sayıldığı ve en vahşi ve işgalci sorgu tekniklerinin uygulandığı diğer üçüncü dünya ülkelerine ve bölgelerine gitmesiyle tekrarlanıyor olması ilginç­tir. Hatırlamayanlar için belirtelim, Helms daha sonra CIA’in direktörü oldu (1966—1973). Bu, Nixon’un görevde olduğu yıllarda ve Watergate skandalı patlak verene kadar devam etti. FBI ile birlikte CIA’in de başı belaya girdi. O dönemde Bir­leşik Devletler içindeki aktivitelerinde güç ihlalleri sebebiyle soruşturma başlatılmıştı. 1975’teki bu soruşturmaya, CIA’in MKULTRA projesi ve başkanlık komisyonu araştırması ve ra­poruna konu olan ilgili projeler de dâhildi.Bu 300 sayfalık rapor, Nixon yönetimi ve ardından gelenlerin suiistimalleri­nin bir bölümünü ortaya çıkardı.

Rapor, Birleşik Devletler yasalarını ihlal ederek zihin kontrol ve diğer kullanımlara yer verdi. Bunların arasında mahremiyet sorunları, postaların okunması ve Birleşik Devletler politikasına karşı çıkan çeşitli grupların saflarında yer almak gibi konular vardı. Soruşturma boyunca, CIA, yeni direktör George H. Bush’un yetkisi altına girdi, Bush ise daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin Başkan ı olacaktı.

Anlaşılan o ki; siyaset ve politika her birkaç yılda bir teker­rür ediyor. Oyuncular değişiyor, ancak sonuçlar her zaman bir başkasının “kendi iyiliğimiz için” bir şey yapma çabaları­nın işe yaramamasına dayanıyor. 1973 yılında, Nixon’ın tüm planları tersyüz olduğunda, yolsuzluk seviyesi öyle safhalara yükseldi ki bu safhaya ancak Amerika Birleşik Devletlerinin 43. Başkanı George W. Bush ve Başkan Yardımcısı Dick Cheney zamanında erişildi. 1970’lerdeki CIA soruşturmaların­dan önce bulunduğumuz noktaya geri döndük. Şimdi çok daha modern bir teknoloji sayesinde, mahremiyet konuları 21. yüzyılın sorunu, insan zihnini kontrol etmek ise son de­rece önemli bir konu hâline geldi. Liderler, bizim iyiliğimiz için olduğunu iddia ettikleri hedeflere ulaşmak için daha ne kadar ileri gitmeye istekliler? Ortalama bir insanı korku içinde kendi kişisel özgürlüğünden vazgeçiren, “herhangi bir şeyle savaş, ne olursa” zihniyeti ile yaratılan korku ile neler kaybedeceğiz?

Kaynak:İnsan Zihnini Kontrol Etmek. Dr.Nick Begich


 
Eklenme Tarihi : 14.09.2015 13:17:49
Okunma Sayısı : 1240

Yorumlar

Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Yorumunuz