Fotoğraf Galerisi
Ay
Ay
Tüm Fotoğraflar

Anket
Günün Sorusu
Sizce Ufo'lar Gerçek mi
 
   
Sayaç
Online : 109
Toplam : 137
Ziyaretçi
 

Sovyet Bilimcileri Vasın Ve Shcherbakovun Yapay Ay Görüşleri...

İnsanlar uzun bir zamandan beridir, Mars’taki kanalların kozmik mühendislerin eseri olup olmadığım merak etmelerine rağmen, bilinmeyen bir sebepten dolayı, kendilerine çok daha yakın olan Ay manzaralarındaki tuhaflıklara aynı gözlerle bakmayı hiç düşünmemişlerdir; Diğer göksel cisimlerdeki zeki yaşam ihtimalleriyle ilgili olarak ortaya sürülen tüm savlar da, öteki uygarlıkların da bir planetin yüzeyinde yaşamaları gerektiği ve herhangi bir göksel cismin iç kısmının bir yerleşme mekanı olamayacağı fikri ile sınırlandırılmış bulunmaktadırlar.

base-en-la-luna

Sağduyunun geleneksel düşünce tarzlarını terk ederek, ilk bakışta, makul olmayan ve sorumsuzca ileri sürülen bir fanteziymiş, gibi gelebilecek bir savı benimsemiş bulunuyoruz. Fakat, insanların Ay hakkında toplaya geldikleri tüm enformasyonu ne kadar ayrıntılı olarak incelersek, ortaya koyduğumuz varsayımı çürütecek tek bir hususun bulunamayacağına da o kadar kanaat getirmekteyiz. Dahası, şimdiye kadar Ay’la ilgili muammalar olarak mütalaa edilen birçok olay da öne sürdüğümüz bu yeni hipotezin ışığında açıklanabilir hale gelmektedirler.

Ay, Dünya için Yapay Bir Sputnik midir?

Ay’ın kökeni Kozmogoni’nin en karmaşık sorularından birini oluşturur. Bu konuda, şimdiye kadar üzerinde tartışma açılan başlıca üç hipotez mevcuttur:

Birinci Hipotez: Bir zamanlar Ay, Dünya’nın bir parçasıydı ve sonra koparak ayrıldı.

Bu hipotez artık eldeki kanıtlarla çürütülmüş bulunmaktadır.

İkinci Hipotez: Ay bağımsız olarak, Dünya ile aynı toz ve gaz bulutundan oluştu ve hemen Dünyanın doğal uydusu haline geldi.

Peki, bu takdirde neden Ayın özgül ağırlığı (3,33 gr./cm.3) ile Dünyanın ki (5,5 g./cm.3)arasında böylesine büyük bir fark vardır? Dahası, eldeki en son bilgilere  göre (Apollo astronotlarının beraberlerinde getirdikleri örneklerin analizleri),Ay kayaları Dünyadakilerle aynı bileşime sahip değildirler.

Üçüncü Hipotez: Ay, Dünya’dan ayrı olarak ve dahası, Dünya’dan çok uzakta (belki de Güneş  Sisteminin dışında) meydana geldi.

Buna göre, Ayın bizim planetimizle aynı çamurdan yoğurulmuş olmasına gerek yoktur. Evren’in içinde yol alan Ayın, Dünyanın yakınlarına gelmiş ve çekim güçlerinin karmaşık bir etkileşimi sonucunda hemen hemen dairesel olan jeosantrik bir yörüngeye oturmuş olması gerekir ki, bu türden bir avlanma gerçekte imkansızdır. Aslında, bugün Evren’in kökenini inceleyen bilim adamları, Dünya - Ay sisteminin nasıl oluştuğunu anlayabilecek olan, kabul edilebilir hiçbir teoriye sahip değildirler.

Vasın Ve Shcherbakov Hipotezi: Ay, bizlere bilinmeyen bazı zeki varlıklar tarafından Dünya’nın çevresindeki bir yörüngeye yerleştirilmiş bulunan yapay bir Dünya uydusudur. Ancak son derece gelişmiş bir uygarlığın gerçekleştirebileceği bu eşsiz deneyi kesinlikle kimlerin sahneye koyduğuna dair herhangi bir spekülatif tartışmaya girmeyi reddederiz.

        Ay,Bir Nuh’un Gemisi midir?

Yapay bir uydu fırlatacaksınız, bunun içini boş yapmanız yerinde olur. Aynı zamanda, böylesine muazzam bir uzay projesini gerçekleştirebilecek olan herhangi bir varlık sisteminin, Dünya yakınındaki bir yörüngeye, içi boş, devasa bir tür gövdeyi oturtmakla yetineceklerini düşünmek saflık olur.

Karşımızda duran bir objenin, iç kısmı motor yakıtı, tamir işleri için gerekli malzeme ve gereçler, seyir cihazları, gözlem teçhizatı ve her türden makineler ile dolu olan ...Yani, bu Evrensel uydunun zeki varlıklara ait bir tür Nuh’un Gemisin olarak hizmet görmesini, belki de uzunca (milyonlarca yıllık) bir varoluşu ve uzayda yapılacak (milyonlarca kilometrelik) uzun yolculuklarını önceden planlayan bütün bir uygarlığı barındırmasını mümkün kılacak her şey ile teçhiz edilmiş, son derece eski bir uzay gemisi olması daha muhtemeldir.

Bu türden bir uzay gemisinin kabuğunun da doğal olarak, meteoritlerin darbelerine ve aşırı sıcak ile aşırı soğuk arasındaki düzensiz değişimlere dayanabilmesi için süper güçlülükte olması gerekir. Bu kabuk, muhtemelen çift katlıdır başlıca, 35 km. kalınlığında olan yoğun bir zırh ve bunun da üzerinde daha seyrek bir biçimde sıkıştırılmış olan bir örtü (yaklaşık 5 km. kalınlığında olan çok daha ince bir tabaka) bulunuyor olabilir. Belirli bölgelerde, yani Ay denizlerinin ve kraterlerinin bulunduğu yerlerde bu dış tabaka iyice ince bir hale gelip, bazı durumlarda tamamen ortadan kalkabilir.

Ay’ın çapı 3476 km. kadar olduğuna göre, bizim görüş açımızdan ele alındığı takdirde, ince duvarlı bir küre olarak belirlenecektir. Anlaşıldığı üzere, içi hiç de boş olmayan bir küredir bu. İç yüzeyinde her türlü malzeme ve teçhizat bulunabilir Fakat, Ay kütlesinin büyük bir bölümü kürenin merkezi kısmında yoğunlaştırılmıştır. Bu çekirdek kısmının çapı 3300 km. kadardır.

Böylece, bu boşluk da örneğin solunum, teknik vs. ihtiyaçlar için gerekli olan gazlarla doldurulmuştur.

Böylesine bir iç yapıyla Ay da, Dünyanınkinden hatırı sayılır derecede farklı olan, 3,3 gr./cm.3’lük bir ortalama özgül ağırlığa sahip olabilir.



  Torpillenemeyen Bir Savaş Gemisi

Ay yüzeyinde en çok rastlanan ve yine de en ilginç olan oluşumlar kraterlerdir. Bunların çaplan birbirinden çok farklı olup, 1 m. ile 200 km. arasında değişirler (en büyüğünün çapı 225km. kadardır). Ay’ın yüzeyi nasıl bu kadar çopur bir hale gelmiştir?

Elimizde iki hipotez bulunmaktadır Volkanik ve Meteorik Çoğu bilim adamı ikinci hipotezi destekler.

Sovyet fizikçisi Kirili Stanyukovich, 1937 yılından beridir yazdığı bir dizi tezde, kraterlerin Ay’ın milyonlarca yıldır bombalanması sonucunda meydana geldiği fikrini açıklamaktadır. Bu gerçek bir bombardımandır, çünkü en ufak bir göksel cisim dahi, kozmosta sık sık rastlanan o hızlı çarpışmalardan birini gerçekleştirdiği vakit sanki dinamit ile yüklenmiş bir savaş başlığı ya da hatta, bazı zamanlar, atom savaş başlığı gibi bir sonuç verebilir. Çarpışma esnasında anında yanma meydana gelir ve bu da cismi akkor haldeki gazlardan oluşmuş yoğun bir buluta, arkasından da plazmaya dönüştürür ve böylece, kesin bir patlama olur.

Profesör Stanyukovich’e  göre, irice cesametteki bir füze (örneğin, çapı 10 km. kadar olan bir cisim) Ay’a çarptığı zaman, kendi çapının 4 yada 5 katı kadar bir derinliğe nüfuz etmelidir (yani,40 - 50 km. kadar).

İşte bu noktada ortaya çıkan şaşırtıcı bir gerçek de, Ay’ın üzerine düşen meteorlar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar (bazılarının çapı 100 km.’yi geçer) ve ne kadar hızla yol alırlarsa alsınlar (bazen, kombine hız 65 km./sn.’ye ulaşabilir), anlaşılmayan bir sebepten ötürü, açtıkları kraterlerin çaplan büyük değişiklikler göstermesine rağmen, derinliklerinin hepsi de aynı olur: 2-3,5 km kadar.

Örneğin, 225 km. çapındaki en geniş krateri ele alalım. Alan olarak, Hiroshima’dan yüzlerce kez daha geniştir. Milyonlarca tonluk Ay kayasının kilometrelerce öteye atılabilmesi için, kim bilir ne kadar güçlü bir patlama meydana gelmiştir! Bu durumda, patlamanın olduğu yerde son derece derin bir kraterin bulunması gerekirdi, ancak hiç de böyle bir şeye rastlanmaz. En yüksek nokta ile taban arasında en fazla 5 km’lik bir irtifa farkı mevcuttur ve bunun da üçte biri, kraterin çevre¬sine saçılan kayaların oluşturduğu duvarın kendi yüksekliğidir.

Böylesine devasa bir delik için bu derinlik çok azdır. Dahası, kraterin tabanı, Ay yüzeyinin eğrisiyle uyumlu olarak dış bükeydir. Kraterin ortasında durmanız halinde, göğe yükselen kenarları dahi göremeyeceksinizdir — ufkun ötesinde kalmış olacaktır. Daha ziyade bir tepeyi andıran bir delik, biraz tuhaf bir olay olsa gerek.

Ancak, meteoridin Ay’ın dış örtüsüne çarptığını varsaydığımız  takdirde, bu sonuç hiç de tuhaf görünmeyecektir. Bu dış tabaka bir tampon vazifesi görür ve yabancı cisim, nüfuz edilemeyen küresel bir engelle karşı karşıya kalır.35 km’lik zırhlı tabakada bazı çentikler açmaktan öteye geçemeyen bu patlama, kaplamanın parçalarını uzaklara fırlatır.

Yaptığımız hesaplara göre Ay’ın koruyucu kaplamasının 4 km. kalınlığında olması gerektiğini hatırımızdan çıkarmazsak, bu kalınlığın aşağı yukarı kraterlerin maksimum derinliklerine eşit olduğunu göreceğiz.

Ay, Felakete Uğrayan Bir Uzay Gemisi midir?

Şimdi de Ay kayalarının kimyasal özelliklerini göz- önüne alalım. Amerikalı bilim adamları, analizler sonucunda, Ay kayasında krom, titanyum ve sirkonyum buldular. Bunların hepsi de dayanıklı, yüksek mekanik güçte olan ve aşınmayı önleyici özelliklere sahip bulunan metallerdir. Hepsinin birden bir arada kullanılması ısıya karşı mükemmel bir dayanıklık ve her türlü saldırıya karşı dayanma yeteneği oluşturacaktır. Dünya’da da elektrik fırınlarının iç kaplaması için kullanılabilir.

Eğer devasa bir yapay uyduyu, sıcaklığın istenmeyen etkilerine kozmik radyasyonu ve meteorit bombardımanına karşı korumak için bir malzeme geliştirecek olsaydı, uzmanlar muhtemelen bu üç metali seçeceklerdi. Bu durumda astronotları o kadar şaşırtmış olan, Ay kayasının ısıyı iletmede neden böylesine etkisiz kaldığı hususu da açıklık kazanmış olmaz mı? Dünya’nın bu süper - uydusunun mimarlarının çalışmaları da böyle bir sonuca yönelik değil miydi?

Mühendislik açısından ele alırsak, kadim zamanlardan kalan ve adına Ay dediğimiz bu uzay gemisi mükemmel bir şekilde inşa edilmiştir. Uzun ömürlülüğünün makul bir nedeni olmalıdır. Planetimizden de yaşlı olması mümkündür. Her halükarda, Ay kayalarından bazılarının Dünya üzerindeki en yaşlı kayalardan onun yapımında kullanılan malzemelerin yaşı için geçerlidir. Yüzeyindeki kraterlerin sayısına bakınca, Ay’ın hiç de küçük yaşta olmadığını anlarız.

Dünya üzerindeki gökyüzünde ne zamanlar parıldamaya başladığını söylemek muhakkak ki zordur. Ancak, bazı ön tahminler esas alındığında, yaklaşık iki bin mil¬yon yıl önce parıldamaya başladığını düşünebiliriz.

 Ay, Terkedilmiş Bir Uzay Kenti midir?

Kanımızca, Ay artık meskun halde değildir ve muhtemelen, otomatik cihazlarından çoğu çalışmamaktadır. Dengeleyiciler işlev göremez hale gelince de kutuplar yer değiştirmiştir. Ay’ın sadece bir yüzünün bize dönük olmasına rağmen, bir süredir ekseni üzerinde dengesiz bir halde bulunan uydumuz, zaman zaman, bir zamanlar Dünya’daki gözlemleyiciler için görünmez olan arka yüzünün bazı bölgelerini de göstermektedir.

Zaman, etkisini Ay’ın üzerinde de göstermiştir. Hem gövde, hem de donanım bir dereceye kadar dezentegre olmuş, anlaşıldığına göre, iç kabuğun ek yerlerinden bazıları ayrılmıştır. Sanırız, önceleri volkanik faaliyete atfedilen ve ufak kraterlerden oluşan uzun zincirler (1.500 km’ye kadar uzanmaktadırlar), gazların kazalar sonucu zırh tabakasında beliren çatlaklardan püskürmesiyle meydana gelmişlerdir.

Ay manzaralarının en harikulade veçhelerinden biri olan, 500 m. yüksekliğinde ve 100 km. uzunluğundaki dümdüz bir duvarın da zırh plakalarından bir tanesinin göksel torpedoların darbesi altında eğilerek dümdüz olan kenarlarından birini yukarıya kaldırması sonucunda meydana geldiğinden kuşkumuz yoktur.

Ay sakinleri muhtemelen, meteorit bombardımanının etkilerini hafifletmek için, örneğin, iç tabakayı ör¬ten dış tabakada açılan gedikleri yamamak gibi, gerekli olan önlemleri alıyorlardı. Bu amaçla da Ay çekirdeğinden çıkarılan ve çimentoya benzer bir madde, gereken yerlerde borularla yüzey alanlarına aktarılabilirdi.

Kısa bir süre önce, astronomlar, büyük denizleri yakınındaki gravitasyonel alanlarda değişmeler tespit ettiler. Kanımızca bunun sebebi şudur: Ay’ın kuru denizleri, aslında zırh tabakası üzerindeki koruyucu kap¬lamanın yerinden koptuğu alanlardır. Böylece, bu engin açıklıklardaki hasarı gidermek amacıyla, tamir maddesini üreten teçhizatın çimento ile kaplayacağı alanın tam altına getirilmesi gerekiyordu. Ortaya çıkan düz açıklıklar da dünyasal gözlemcilere deniz gibi görünen yerleri oluşturmuşlardır.

Tamir teçhizatını oluşturan malzemeler ile makineler, kuşkusuz, kullanıldıkları yerlerde hâlâ daha durmaktadırlar. Söz konusu gravitasyonel anomalilere yol açacak kadar da iri cesamettedirler.

Günümüzde Ay nasıl bir yerdir? İçindeki bir yaşam biçiminin artık ortadan kalktığı devasa bir ölüler kenti midir? Bir tür kozmik Uçan Hollandalı’mıdır? Mürettebatının terk ettiği ve otomatik olarak kontrol edilen bir araç mıdır?

Bu soruların hiçbirinin yanıtını bilmiyoruz ve tahmin etmeye de çalışmayacağız.

 Kanıtları Beklemek Gerek

Bu makalede, ilk bakışta bir hayal ürünü gibi gele¬bilecek olan hipotezimizin dayandığı sebeplerden sadece birkaçını  -ne yazık ki, şimdilik elimizde sadece ikinci dereceden kanıtlar vardır-sunmuş bulunuyoruz.

Hipotezimizin benzeri olan bir başka hayali fikir de 1959 yılında, tanınmış bir bilim adamı olan Profesör LS . Shklovskii  tarafından ileri sürülmüştü. Shklovskii, Mars’ın uyduları ile ilgili olarak, kanıtları iyice inceledikten sonra, bu göksel cisimlerin her ikisinin de içlerinin boş olduğunu ve dolayısıyla da yapay uydular olarak kabul edilmeleri gerektiği sonucuna varıyordu.

Kanımızca, uydumuz Ay ile ilgili olarak zihinlerde uyandırdığımız sorular, bu konu üzerinde ciddiyetle durulmasını gerektirecek yeterlilikte düşünce malzemesi sağlamaktadır; sonuç, birçok Ay bilmecesinin aydınlanması olabilir.

Şimdi, tabii, düşüncemizi destekleyecek ya da çürütecek mahiyette, birinci dereceden açık kanıtların ortaya çıkmasını bekleyeceğiz.

Beklenecek süre pek uzun olmasa gerek …

Bilim Araştırma MerkeziYayınevi 
 
Eklenme Tarihi : 19.08.2015 22:24:27
Okunma Sayısı : 1469

Yorumlar

Bu habere eklenmiş yorum bulunamadı

Yorum Yaz

Adınız Soyadınız
Yorumunuz